• Mütefekkir ve Mutasavvıf Yazar

  • Ölçün doğruluk olsun, aleyhinde dahi olsa doğruyu söylemekten çekinme.

  • Sâmiha Ayverdi

  • Sâmiha Ayverdi

  • Haksız olduğun bir mes’elede, haklı olduğuna kendini inandırmaya çalışma.

Copyright 2019 - fakir@fenomen.org

AYVERDİLER'i YÂD EDERKEN

 

 Yazan: Ömer Özercan
 
Efendimsin cihânda i’tibârım varsa sendendir
Miyân-ı âşıkânda iştihârım varsa sendendir
 

Sâmiha Ayverdi, Ekrem Hakkı Ayverdi, İlhan Ayverdi Allah’ın Türk Milleti’ne lûtfu ve tebessümüdür. Ayverdiler, İstanbul Âbideleri’dir. Osmanlı’nın manevî, millî, medenî mirasını hayatlarında ve eserlerinde hakkıyla temsil, tescil ve ihya etmişlerdir.

“Ayverdi ailesi” ilim ve irfan mektebidir. Türk ve İslam medeniyetinin merkezi olan İstanbul’da, batan bir güneşin son ışıklarını yakalar gibi, unutulmakta ve yok edilmekte olan şifahî, yazılı ve yapılı mirasımızı Allah vergisi bir deha, şuur ve çaba ile dinlemiş, okumuş, görmüş, dokunmuş, ölçmüş, kaydetmiş, yaşamış ve ölüleri dirilten İsa nefesi gibi bunlara can vermişlerdir.

Türkçe’nin yazılmış en kapsamlı ve kıymetli lügatini, ömürünü bu muazzam işe vakfetmiş olan İlhan Ayverdi’ye borçluyuz. Sâmiha Ayverdi tarafından "Allah'ın iç ve dış güzelliğini berâber vermiş olduğu ihlâs âbidesi" diye vasıflandırılmıştır.

Devamını oku: AYVERDİLER'i YÂD EDERKEN

Bir "ba'sü ba'de'l-mevt"e inanmak için Ayverdilerden haberdar olmak yeter.

Ömer Özercan

Bir "ba'sü ba'de'l-mevt"e inanmak için Ayverdilerden haberdar olmak yeter. 

Sâmiha Ayverdi -Hocası Kenan Rifaî başta olmak üzere; çevresindeki tasavvuf, ilim, sanat, siyaset, devlet adamlarından din, tarih, edebiyat, siyaset, felsefe gibi pek çok sahada sahih, derin ve rafine bilgi ve tecrübe tahsil etmiş, aynı zamanda kendi okuma ve seyahatlerinin de yardımı ile muazzam bir bilgi, görgü, kültür, şuur ve motivasyon sahibi olmuştur.

- Pozitivizmin, materyalizmin, Batı hayranlığının, dinî ve millî değerlerden uzaklaşma ve hatta bunlara karşı düşmanlığın bilhassa "münevverler" arasında kanser gibi yayılışını; Osmanlı Devleti'nin felâket ve çöküş senelerini, komünizmin ve komünist Rusya'nın Avrupa ve dünyaya yayılışını, Türkiye'ye yönelmiş fikrî ve askerî tehditleri görmüş ve yaşamıştır.

- Bu tespitlerden hareketle, Ayverdi; Müslüman Türk'ün tarihi ile geleceğini telif etmeye, geçmişin bereketini ve mirasını geleceğe taşımaya, tehditlere karşı tedbirler üretmeye ve yangından kurtarılan kıymetleri muhafaza ve yaşatmaya çalışmış, elhak muvaffak da olmuştur. Bu çalışmalarda Ekrem Hakkı Ayverdi ve İlhan Ayverdi'ninyardımları ve eserleri de unutulmamalıdır.

Devamını oku: Bir "ba'sü ba'de'l-mevt"e inanmak için Ayverdilerden haberdar olmak yeter.

SÂMİHA ANNE'NİN GÖÇÜ

1993 yılıydı. Nevruz programını çekmek üzere, 2 kameramanla beraber Bakü’de görevliydim.

Bakü, Şamahı, Şeki, Gence güzergâhında çetin şartlarda çalışıp 15 gün önce dönmüştük. Karabağ Harbi’nin en şiddetli devresindeydik. Gaz, petrol, ilâç ve temel ihtiyaç maddeleri sıkıntısı büyüktü. Kış kıyâmetti ve enerji deposu Âzerbaycan donuyordu. Elçibey, Cumhurbaşkanlığı’nın 2. yılında zor durumdaydı. Bu büyük Türk’ün çilesine en büyük halka eklenmişti: Âzerbaycanımız yanıyordu.

İçimin kaldırmadığı manzaralarla karşılaşmıştım.

Nevruz’a gitmeyi istemedim. Sebebi, bu çetinlikler değildi. Cepheye gitmeye de, savaşmaya da hazır bir ruh halindeydim. Fakat, bilemediğim bir isteksizlikle kuşatılmıştım. Bunu çevreme söyledim de. Ne çâre, o görevden geri duruş mümkün değildi ve gittim.

Nevruz kutlamaları, savaş şartlarına rağmen iptal edilmemişti. 21 Mart’ta, Bakü’nün meşhur küleği (rüzgâr) yana yana esiyordu. Nizâmî Müzesi önünden, kale dışına kadar genişleyen gösteriler vardı. Rüzgâr, ara vermiyor ve hız kesmiyordu. Oradan oraya koşa koşa, ine çıka, bir şey kaçırmamaya dikkat ederek akşama kadar çalıştık. Ve gece yarısı beni bir titreme esir aldı. Ateşin, 40 derecenin üstünde seyrettiğini sabah doktor gelince anlayacaktık.

Devamını oku: SÂMİHA ANNE'NİN GÖÇÜ

Yirminci Asrın Ahmed-i Yesevi'si Samiha Ayverdi Hanımefendi

Vefatının 20.yılında Samiha Ayverdi, Mehmet Emiroğlu'nun kaleminden"

O yalnız kendisinin elini öpüp sohbetlerini dinleyenlerin değil, bütün Türk milletinin annesi idi, O vatan anaydı. O, yalnız Türkiye sınırları içinde yaşayanların değil, dünya üzerinde yaşayan tüm Türklerin anası idi. Çünkü bütün Türklerin derdi O’nun derdi idi. O, bütün İslam aleminin de anası idi. Tüm Müslümanların dertleri ile ilgilenirdi Türklerin birlik olup siyasi, iktisadi ve askeri bakımından kuvvetli olmadıkça İslam aleminin kuruluşunun mümkün olmadığını söylerdi.

Tarihte misali görülmüştür; Türklerin dünya sahibinde söz sahnesinde olduğu asırlarda, bütün İslam alemi rahat ve huzur içinde yaşamıştır. Bu sebepten dolayıdır ki, O'nun birinci derdi Türkiye Cumhuriyeti devletinin gelişip güçlenmesi idi. Bunun yalnız askeri ve ekonomik alanda değil, ilimde fende ve teknolojide de olması en büyük dileği idi. Bu arzularının tahakkuku için de, gelen nesillerin ahlaken de sağlam kuvvetli olmasını arzu ederdi. Ömrü boyunca bunların tahakkuku için çalışmıştır.

Anadolu’nun Türkleşip İslamlaşmasında Ahmed-i Yesevi okulundan yetişenlerin ve onların yetiştirdiklerinin ivazsız garezsiz olarak Anadolu Türklüğünü nasıl mayaladıklarını bildiği için, o da aynı mayayı günün şartlarına uyarlıyarak mayalamaya devam etmiştir.

Devamını oku: Yirminci Asrın Ahmed-i Yesevi'si Samiha Ayverdi Hanımefendi

Sâmiha Ayverdi

Elif Şafak - 11.11.2007

Zamanlardan 1906 senesi, tarihlerden 25 Ekim (aynı gün doğmuşuz onunla), mekanlardan İstanbul. Bir kız çocuğu gelir dünyaya. İsmi Samiha. Şehzadebaşı’nda geçer çocukluğu, cıvıl cıvıl.

Dünyaya geldiği andan itibaren derin bir kültür ve sanat dünyasının içinde buluverir kendini. “Bir ceddim yeniçeri, bir ceddim Macar ellerinde yatan Gül Baba”dır diyecektir ileride şeceresini soranlara. Osmanlı-İslam kültürü içinde yetişir. Dinmeyen, azalmayan bir süreklilik duygusuyla; gözle görülür, elle tutulur bir kültürel ve sanatsal birikim ortasında. Dönemin önde gelen aydınlarının, sanatkarlarının penahıdır aile ocağı. Evlerinden edebiyatseverler eksik olmaz. Onları gözleyerek, dinleyerek büyür. Daha sonra ilk gençlik yıllarını anarken, “bu durmuş oturmuş, okumuş yazmış kimseler” arasındaki sohbet ve tartışmaları bütün ile takip etme gayretini vurgulayacaktır.

Devamını oku: Sâmiha Ayverdi

f t g m