SâMİHA AYVERDİ

Mütefekkir - Yazar

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

İNSAN-I KÂMİL

E-posta Yazdır PDF

Meşkûre Sargut'un Sâmiha Ayverdi hakkında Akademi Mecmuası Nisan-Temmuz 1993 sayısında çıkan yazıları;

İNSAN-I KÂMİL

Samiha AyverdiKur'an da, Kehf Sûresi'nin 109. âyetinin tasavvufî tefsîrinde buyuruluyor ki: “Denizler mürekkep olsa, ağaçlar kalem olsa Cenab-ı Hakk'ın kelimesi olan İnsân-ı Kâmil'i târife kalksalar (özelliğini anlatsalar), denizler kurur, ağaçlar kırılır. Bir o kadar getirsen yine kurur ve yine kırılır.”

Sâmiha Ayverdi, Hocamın manevî haşmetini ve azametini tam manasıyla aksettiren bir ayna olduğu için o aynada görülen nakış, İnsân-ı Kâmil nakşıdır.

İşte O'nu, âyetin yorumunda buyrulduğu gibi, anlatmaya lîsan kâfi gelmez, portresini çizmeğe kalkınca da kalem âciz kalır. Ne söylesek, ne anlatsak, hakkında hiçbir şey izah etmiş olamayız. Çünkü O ifadeye sığmaz.

1950 yılında Hocam Kenan Rifai Cemâl'e yürüdüğü zaman, eski Erzurum milletvekili Salih Yeşil Bey bana: “Kızım senin Sâmiha Ayverdi dediğin o büyük kadın ne koca sultanmış ki onu bu gece mânâda gördüm; hocasının manevi mirası ona verildi ve bu hadiseye melekler şahit oldular...” dedi. Aslında bu gerçeğe biz de yaşayarak şahit oluyorduk. Çünkü hakikaten, dünya ve âhiret yollarını hiç şaşırmadan ve birbirinin hakkına tecavüz etmeden, aynı paralel çizgide yürüyen ve yürüten hem de bir nefesini boş geçirmeyen büyük Sâmiha Ayverdi'nin peşini izliyorduk. Hocasına, Pîrine, Üstadına tam teslimiyete sahip; Hak ile Hak olmuş bir şahane güzelliği seyrediyorduk. Sâmiha Ayverdi, kendi yokluğunu o derece arz etmiştir ki, onda Hakk'ın tam tecellisi görülüyor. Kendisini ziyarete gelen ve eserlerinin hayranı olan bir zat ona; “Sizi Mark Orel'e benzettim. Şu antik eşyaya süslü, saltanatlı evde, sizi tevazu içinde, yoklukta buldum. Mark Orel de o muazzam sarayında olduğu halde gece post üstünde yatarmış, yatağına dahi girmezmiş..” demişti.

Dünya hayatının geçici, fâni, sigara dumanı gibi dağılıp hayal olan zevklerine asla kıymet vermeyen Sâmiha Ayverdi, Hak zenginliği ile dolu yüreğinde Saltanat-ı İlahiye'yi taşıyor ve onu manevi gıdaya çok muhtaç cemiyete aşılıyor. Her zaman bize şunu söyler: “Bizim soframızda yiyecek olarak sadece ekmek, zeytin bulunsa yine de biz çok zenginiz..herkesten daha çok zenginiz. Çünkü gönlümüzde Hak aşkı var, servet-i aşkımız var.. işte hakiki zenginlik budur...

Sâmiha Ayverdi, ilahî rahmet olarak yaşamaktadır. Etrafına daima iyilik, hayırseverlik, yardımlaşmayı öğretir. Umumun hayrına olan her türlü işleri yılmadan yerine getirmek ve cemiyeti tekamüle sevk etmek hususunda hiçbir aksama göstermeden gayret kuşağını beline kuşanmış olan hâlis bir insandır, İnsân-ı Kâmil'dir. Hocasının emeklerinin ve nefeslerinin bir tekini dahi zâyi etmemiştir. Dağarcığında bulunan ilim, irfan, edep, hikmet, feyz ve muhabbeti, sebil halinde cemiyete dağıtmaktadır. Etrafını ve elinin değdiği her yeri, her şeyi ihyâ etmektedir.


Hocasının elinde bir kalemdir ki; Hak ve hakikatin müdafii kesilmiştir. Hocasının elinde bir neydir ki; Hakk'ın sesini her yerde ve her zaman muhteşem nağmelerle duyurmuş, kulaklarındaki beşeri patırtıyı izâle etmiştir.

Nefs ham iken hırs doludur. Ancak ruh makamına gelince hırslarından arınabilir. Bu olgunlaşma, hakiki insanı bulmadan asla ele gelmez. İnsân-ı Kâmil'i bulup onun önünde yok olmadıkça; benliğin başını onun önünde vurmadıkça insan kalıbında olan bizlerin, iç yüzümüzden de insan olmamıza imkan yoktur. İç âlemimizdeki hayvanlıkla kalmaktan kurtaran kurtarıcılara muhtacız biz. İşte hâlis bir kurtarıcısı olan Sâmiha Ayverdi, gerek tarihi bilgisi, gerek tasavvufi anlayışı, gerekse şahane sanatı ile cemiyeti dalâletten ve zulmetten, hidayete ve aydınlığa çağırmaktadır. Onun sesine kulak vermek bahtlılığına erenlere ne mutlu.. ve o ayna karşısında kendini süsleyebilenlere ne mutlu...

02.03.1984