SâMİHA AYVERDİ

Mütefekkir - Yazar

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

ON DOKUZUNCU YIL

E-posta Yazdır PDF

Zeynep Göze Uluant

Bugün 22 Mart 2012. Bundan tam on dokuz sene evvel bir ramazan sabahı, mütefekkir yazar Sâmiha Ayverdi'yi kaybettik. Bayramın ilk günü Merkez Efendi'deki âile kabristanına defnedilirken öğle güneşinin sıcaklığını sırtımda hissetmiştim. Ilık bir mart havasıydı tıpkı bugün gibi…

Aziz ve rahmetli büyüğüm Fethi Gemuhluoğlu, seneler evvel onun bir resmini gördükten sonra hayranlık ve takdirle "bulut gibi" deyivermişti. Öyle bir bulut ki rahmeti kitaplarıydı. Üstelik sessiz sedâsız ve iddiasızca girdiği Bâbıâlî'nin en velûd ve başarılı yazarlarından biri olmasına karşılık acaba bugün kendisini kaç kişi tanımaktadır? Şüphesiz bu sorunun cevabı, tanınması gerektiği kadar tanınmadığı olacaktır. Zira o, bu menzile hiç bir iddiası olmadan fakat ulvî bir gaye ile girmiştir. Bu sebeptendir ki kimseden korkmadan, çekinmeden, dokuz köyden kovulmayı göze alarak fakat seviyesini de düşürmeden mücadeleyi tercih etmiştir. Birçoklarının yaptığı gibi tanınmak adına gayesinden vaz geçmek onun lugatinde yoktu. İşte bunun içindir ki Sâmiha Ayverdi'nin okul kitaplarında adı yoktur. Kendisinin bir metnine dahî resmi okul yayınlarında rastlayamazsınız.

Kimbilir belki de bu tutum doğrudur. Zira Sâmiha Ayverdi'nin hangi cephesi mühimdir diye soracak olursak bu derece çok taraflı bir şahsiyette öncelik sırasını tesbit etmek zor olacaktır.

Dilerseniz bu zor sorunun cevabını, onu gıyaben kal u belâdan, vicahen ise kırk seneden beri tanıyan birisi olarak şöyle vermeye çalışayım.

Öncelikle o bir mürebbidir. Üstelik rehber ve insan yetiştirici vasıflarını doğuştan bünyesinde taşıdığı için asla bir iddiası yoktur. Bu yüzden de gayesine yâni hizmet etmeye vâsıta olarak da yazmayı seçmiştir. Daha doğrusu her vesileyle şükranla andığı mürşidi Kenan Rifâi tarafından yazmak üstelik fîsebilillah yazmakla vazifelendirilmiştir. Ve bu yazış bâzen onu tüketse de asla kesintiye uğramamış, yazı türleri değişebilmiş fakat gaye hiç değişmemiştir. Bu gaye nedir diye sorulursa onun çok sevdiği ve maalesef inkıraz döneminde dünyaya geldiğini defalarca söylediği Osmanlı Devleti'nin de kuruluş mayasındakinin aynıdır: "Îlâ-yı kelîmetullah."

İşte bu endîşesiz ve kendinden emin yazışdır ki onu hiç bir edebiyatçının sınıfına dâhil etmese de öyle bir kervana katmıştır ki bu farklı bir mertebedir. O mertebede cinsiyet farkı yoktur. O mertebe, ilk insan hakları beyannamesi olma vasfını taşıyan Vedâ Hutbesinde sözü edilen takvâ üzredir ki ancak Allah katında değeri bilinir.

Hacca gitmemiştir fakat gayesi meşveret olan bu güzel ibadeti yapamamanın "tek istediğim Resulullah efendimizin kabrini ziyaret etmek" diyerek hüznünü yüreğinde hissetmiş belki de kimbilir bu yürek yanığıyla olacak "Kölelikten Efendiliğe" başlığıyla Müslüman devlet reislerine yazdığı eseri kaleme almıştır.

Başını, namaz kılmak, Kur'an okumak, kabir ziyâreti yapmak dışında örtmemiş fakat Allah rızası için örtene eyvallah derken, analarımızın ak sütü gibi temiz bu sembolü siyâsi ve dünyevi hırsları için kullananlara da şiddetle karşı çıkmıştır.

Ona şöyle de diyenler oldu böyle de.. Ama o seksenyedi senelik ömrü boyunca hiç bir siyasi görüşün ve maddî hırsın tâkipçisi olmadığı gibi olanları da edeple uyarma yoluna gitmiş ve bir kısmı bugün de iş başında bulunan resmî ve gayriresmi zevâta bıkmadan usanmadan yazmaktan geri kalmamıştır.

Eğer bugün hâlâ Sâmiha Ayverdi gibi ferâset ve bâsiret timsâli bir Osmanlı hanımefendisi'nin dün işaret ettiği meselelerdeki gaflet anlayışı hüküm sürüyorsa biliniz ki kabahat söyleyende değil dinleyendedir.

Bu satırların sahibi onu çok yakından tanıma bahtiyarlığına ermiş bir kişi olarak emindir ki Sâmiha Ayverdi söylediğini ve yazdığını yaşamış bir başka deyişle hâl etmiş insandı. Gördüğü itibar gerçekte bundandır. Okul kitaplarında yer alıp almamak gerçek bir kıymet göstergesi olmadığına göre mühim olan yaptığı hizmettir. Asıl düşünmesi gerekenler ise çeşitli siyasi ve dünyevi kaygılarla Allah ile aralarını açanlar olmalıdırlar.

22 mart 1993 günü ahde vefanın pekiştiği visal günüydü, bugün de o ve onun gibilere rahmet ve minnet dualarının yükseldiği rahmet günü olur inşaallah.

Kur'an-ı Kerim'de "Sevdiklerinizle haşrolursunuz" buyuruluyor. Şahsen ben asla hainler ve imansızlar ile beraber olmak istemem. Bu cümleden olarak, değerli büyüğümün, Orhan Pamuk ve Nâzım Hikmet'in yer aldığı okul kitaplarında bulunmaması keyfiyetine her şeyde bir hayır vardır diyerek yaklaşıyorum. Tekrar minnet ve rahmet..