SâMİHA AYVERDİ

Mütefekkir - Yazar

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Hakkında Yazılanlar

A Life of Learning

E-posta Yazdır PDF

“(Türkiye"de) ikinci kalışımda, yeni arkadaşlar, Türk kültürünün başka bir kısmına, Türk tasavvufunun en iyi geleneklerine ulaşmama yardım ettiler. Üst üste gecelerini sessiz meditasyon ile geçiren başarılı iş adamları vardı, ve mutasavvıfar ve yazarlar arasında önde gelen bir isim olan Sâmiha Ayverdi vardı, geleneksel hayatın yüceltildiği pek çok kitap ve makalenin yazarı. Onun evinde Osmanlı Türkiye'sinin kültürü ile tanıştırıldım, ayrıca o ve ailesi İslâmî güzel sanatların ve özellikle hattın sonsuz güzelliğine gözlerimi açtılar. Boğazın üzerinde gökyüzü gül bulutları ile kaplıymış gibi görünürken, uzun ve akıcı cümlelerle yaptığı sohbetlerini dinlemeyi çok sevdim. Bir kaç hafta önce, Mart 1993"te, narin ellerini son defa öptüğümden üç gün sonra, Ramazan Bayramı arefesinde öteki dünyaya göç etti.”

Annemarie Schimmel, “A Life of Learning”

 

Samiha Ayverdi’nin Eserlerinde Yaşayan İstanbul

E-posta Yazdır PDF

Samiha Ayverdi’nin Eserlerinde Yaşayan İstanbul

Selami Alan

Özet

İstanbul, Türk topraklarına dâhil olduğu 1453 yılından beri, coğrafi güzelliği, tarihi birikimi ve zengin mimarisiyle her dönemde birçok sanatçıyı etkilemiş ve birçok esere konu olmuştur. Uzun yıllar Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapan, bir ilim ve kültür merkezi olarak kendini kabul ettiren bu güzel şehir; her eseriyle idealize ettiği Osmanlı Medeniyetini anlatma, övme gayretinde olan Ayverdi için haklılığını belgeleyen somut bir kanıt olmuştur. Bu nedenden ötürü, Yazar’ın her eserinde İstanbul’u görmek mümkündür. Yaptığımız bu çalışmada, hem Samiha Ayverdi’nin eserlerine yansıması verilerek İstanbul’un edebiyatçılarımız üzerindeki etkisine bir örnek hem de her semtiyle bir medeniyetin farklı bir yönünü yaşatan bir şehir sunulacaktır.

Tam Metin:  Full Text (English)  Tam Metin

İletişim Adresi: Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 14280 Gölköy-BOLU

Tel: 0 374 253 49 65 Faks: 0 374 253 49 71

E-posta: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

 

SAMİHA AYVERDİ’NİN “BATMAYAN GÜN” ROMANINDA KADIN KİMLİĞİ ÜZERİNE BİR İNCELEME

E-posta Yazdır PDF

SAMİHA AYVERDİ’NİN “BATMAYAN GÜN” ROMANINDA KADIN KİMLİĞİ ÜZERİNE BİR İNCELEME

Mustafa Sıddık KARAGÖZ*

Özet

Samiha Ayverdi, kadına bakışı yönüyle döneminin diğer birçok romancısından farklı çizgide durmaktadır. Eserlerini, fikirlerinin ifadesi için önemli birer vasıta olarak gören Ayverdi, bu tutumundan hiçbir zaman vazgeçmemiştir. O, kadın romancılarda aşk rüzgârlarının popülerliğini koruduğu zamanlarda bile, bu rüzgârlara kapılmamış, memleket meselelerini, gençliğin, toplumun sorunlarını ve bunlarla ilgili yapılması gerekenleri ele alma farklılığını göstermiştir. Yazar, bütün bu meseleler için çıkış yolu ararken çoğu zaman, kadını çözümün merkezinde görmüştür. Milletin terakki edebilmesi için kadının yüklenmesi gereken vazifelerle ilgili, okuyucularına tavsiyelerde bulunan Samiha Ayverdi yeni nesli yetiştirecek olan kadının öncelikle manevi hayatının sağlamlaştırılmasının gerekliliğine dikkat çekmiştir.

Ayverdi'de tasavvuf, onun hayatının her alanını kuşatacak kadar büyük yer teşkil eder. Ümm-i Ken'an Dergahının Şeyhi Kenan Rıfâî ile tanıştıktan sonra, hayatına Rıfailik'in öğretileri doğrultusunda yön veren Ayverdi'nin manevi dünyasındaki bu değişim eserlerine de yansımıştır. "Batmayan Gün", onun tasavvuf anlayışını ortaya koyan ilk romanlarından olması bakımından önemlidir. Tasavvufun bir kadın kahramanın "arayış" serencamı üzerinden ele alınması ise eseri "kadın kimliği" bakımından incelemeyi değerli kılmaktadır. "Batmayan Gün"de kadın; "entelektüel, mutasavvıf, sade dümdüz, temiz, zavallı, gösteriş düşkünü" gibi tanımlamalarla okuyucu karşısına çıkarılmaktadır. Yazar, kadının söz konusu bu kimliklerinden özellikle "mutasavvıf kadın"ı öne çıkarmış, ona entelektüel nitelikler de yükleyerek, okuyucusuna bir bakıma bu kadın kimliğini benimsemesi telkininde bulunmuştur. Bu telkine, Cumhuriyet'in yeni neslinin yetiştirilmesi adına, Ayverdi tarafından Cumhuriyet rejimine sunulmuş önemli bir öneri olarak da bakılabilir.

Anahtar Kelimeler: tasavvuf, mutasavvıf, Kadın Kimliği, Samiha Ayverdi 

Abstract

Samiha Ayverdi is distinctive from many other novelists of her period in terms of looking to the woman identity. Ayverdi, who thinks her writings as an instrument to express her ideas, by not getting in to love subjects even if it is very popular among woman novelists, she recommends to her readers related to duties and responsibilities that woman should take in order to advance of the nation. She is also different from other novelists as she takes into consideration the matters of country, of youth and society and the necessities that should be done related to these problems. The author, when deals with these sorts of problems, always gives a central role to the woman and at first she points at to strengthen the spiritual and moral life of woman who raise and educate the new generations.

Sufism, which surrounds the every points of Ayverdi's life, has a central role in Ayverdi. After she meets Kenan Rıfai, who is the Sheikh of Ümm-i Ken'an Lodge, Ayverdi gives a way to her life by means of the principles of Rifa'iyya and this change is reflected to her writings. "Unsunken Day" is significiant as it is her first novel that brings up her sufism undestanding. The studying of this novel is worthwhile since it goes about sufism by a woman's adventure "seeking'. The woman in "Unsunken Day" is defined like "intellectual, sufi, plain, simple, clean, miserable, flamboyant". The author put forward sufi identity from the other identities that mentioned above, gives her intellectual qualities and advises her reader to appropriate this identity. This advice can be thought as an important suggestion that is presented by Ayverdi to the Republic regime in order to strengten the spiritual and moral life of the new generation of the Republic.

Key Words: Sufism, sûfî, Woman Identity, Ayverdi, Rufa'iyya

Fatih Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Yüksek Lisans Öğrencisi. El-mek: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Kaynak / Metnin tamamı için: Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 7/3, Summer 2012, p. 1665-1674, ANKARA-TURKEY 

 

SÂMİHA AYVERDİ KİMDİR?

E-posta Yazdır PDF

SÂMİHA AYVERDİ KİMDİR?

Hazırlayan: E. Seval YARDIM

“Handır bu gönlüm, ya misafirhane…
Derd konuklar, derman konuklar, hayâl konuklar, melâl konuklar; mümkün konuklar, muhal konuklar. Hele hasret, hiç çıkmaz ordan, çıkmaz ordan.
Handır bu gönüm yıkık dökük…
Fakir konuklar, zengin konuklar, âlim konuklar, câhil konuklar; gelen konuklar, geçen konuklar. Hele bir hancı vardır hiç çıkmaz ordan, çıkmaz ordan…”

Sâmiha Ayverdi, 1905 yılında İstanbul’da Mediha Hanım ve Miralay İsmail Hakkı Bey’in kızı olarak dünyaya geldi. Ekrem Hakkı adında bir de oğulları olan aile kızlarına “eli açık, cömert” anlamına gelen “sâmiha” adını verdi. Sâmiha Ayverdi’nin çocukluğu kışları Şehzadebaşı semtindeki evlerinde ve annesinin amcası olan dönemin Maliye Nazırı İbrahim Efendi’nin konağında, yazları ise Çamlıca’daki köşklerinde geçti. Eğitimine beş yaşında iken mahalle mektebine giderek başladı. Daha sonra Süleymaniye İnas Numune Mektebi’ne devam etti ve 1921 yılında mezun oldu. Sonraki eğitimi husûsidir. İyi derecede Fransızca bilen ve keman çalabilen Ayverdi’nin bir kızı ve iki torunu vardır.

Sâmiha Ayverdi ilk kitabını 1938 yılında yazar. Kırktan fazla eseri olan Ayverdi roman ve hikaye yazarak başladığı edebî hayatına tarihi ve sosyal içerikli biyografi, hatıra, mektup, makale türünde eserlerle devam eder. Edebiyat araştırmacılarına göre bir yazarın eserleri onun hayatının yansımasıdır. Sâmiha Ayverdi’nin de eserlerinde, kaynağını yazarın hayatından alan üç ana konu vardır: “Tasavvuf, tarih şuuru ve medeniyet inşası, İstanbul”.

Devamını oku...
 

PAŞA HANIM

E-posta Yazdır PDF

Paşa Hanım’, Samiha Ayverdi’nin vefatından sonra Kubbealtı Neşriyatı, Samiha Ayverdi Külliyatı’ndan yayınlanan son eseridir.

Eseri yayına hazırlayanlar, gençlerin anlaması için yazarın kullandığı kelimeleri değiştirmeden, bâzı kelimelerin mânâlarını dip not şeklinde verdiği görülüyor.

Samiha Ayverdi, 1905 -1993 yılları arasında İstanbul’da yaşamış, roman, hikâye, tahlil, tarih, hâtıra, deneme, biyografi ve inceleme türünde 40 eser yazmış büyük yazar ve düşünürümüzdür.

Paşa Hanım’da hâtıra, sohbet ve makale tarzında 64 yazı vardır. Eserin adı olan ‘Paşa Hanım, kitapta bulunan aynı isimdeki bir hatıra yazısının adıdır. Yazarın 1985–1993 yılları arasında kaleme aldığı bu yazılarda tarihi olaylar, yazarın kendi muhiti ve İstanbul’un çeşitli manzaraları dile getirilir. Samiha Ayverdi, olaylara ve insanlara İslâm imanı ve tasavvuf penceresinden bakıp bize ayna tutarak; iç âlemimizi ve düşünce sistemimizi aydınlatmaya çalışır.

Samiha Ayverdi, yazılarını bir tebliğ vasıtası olarak kullanır. O, sık sık Türk tarihinden olaylar ve insanları anlatır. Bu tarihi olaylarla büyüme, duraklama ve gerilememizin sebeblerini açıklar. Bu uzun geçmişte bizi biz yapan özelliklerimizi gösterir. Târihi şahsiyetlerin olumlu olumsuz davranışlarını ele alır, iyi bir devlet adamının özelliklerinin nasıl olması gerektiğini söyler. Okuyucusuna tarih şuuru aşılar. Paşa Hanım’da adeta Türk tarihinin özeti olan şu satırlara kulak verelim;

’Uzakşark’ın Ural’larından, Tibet’lerinden, Altay’larından, Tanrı Dağları’ndan ve Karakurum Dağları’ndan kopup gelmiş Türk soyları için ayrılıkçı bir anlayış bulunmamakta idi.

Faaliyetleri ölçüsünde kendilerine toprak verilmiş kahramanların yaptıkları, hep tek gaye için birleşmekti. Öyle ki, Kızılelma’ya el ele gitmek için birlikte savaşmakta, o yolda hayatlarını istihkâr edercesine didinmekte idiler…Türklere karşı kurulan müdâfaa sistemi, binlerce insanın canları pahasına kurulmuş Çin Seddi ile korunmuş Çin’de değil, batıda idi. Zira orası, Türk’ün Kızılelma’sı idi. Onu için de Türk boyları, önüne geçilmez bir sürât ve istekle hep yeni vatanları olacak topraklara doğru akıyorlardı. Kâh Karakoyunlu, kâh Akkoyunlu, kâh Selçuklu, kâh Osmanlı fakat hepsi de îlâ-yı kelimetullah aşkı ile adım adım fetihlerden fetihlere gidip, Anadolu derken, bakıyosunuz Türk’ün bir adımıyla, Alpaslan denen kahraman, göğüslediği Anadolu topraklarından bir koca parçayı Bizans’ın elinden çekip alıyordu. Öyle ki, Türk gücü gide gide, ta Uzakşark’tan batıya yol alıyor, sûreti de sîreti de Kızılelma’nın rengi ve rûhu ile dirilmiş Osmanlılardan bir Osmanlı Süleyman Paşa, askerleriyle bundan altı buçuk asır evvel, Bolayır’a ayak basarak taşıdığı kelimetullahı Rumeli’ye götürmenin şerefi ile târihe unutulmaz mührünü basıyordu…’’ (s.26)

Devamını oku...
 

MİLLETİMİZİ AYAKTA TUTANLAR

E-posta Yazdır PDF

"Üç büyük insan… Vatan ve iman için yaşanan üç hayat… Onlar milletimizin kültür dünyasına büyük eserler bıraktılar. Allah onlardan razı olsun…"

Zeki ÖNSÖZ*

Millet, genellikle aynı topraklar üzerinde yaşayan, aynı soydan gelen ve aralarında dil, din, tarih, sanat, töre, dünya görüşü ve ülkü birliği bulunan insanlar topluluğudur.(1).

Dikkat edilirse, milleti belirleyen özelliklerin çoğu kültürle ilgilidir. Kültür, maddî ve mânevi değerlerin bütünüdür. Millî kültür ise; ”Bir millet tarafından kendi tarihi boyunca, düşünülmüş veya uygulama sahasına konulmuş, maddî, fikrî ve manevî hayat formlarının ve değerlerinin tümüdür.”(2)

Bir toplumda yaşanan hızlı değişmeler, kültür değişmelerine neden olur. Millî kültürün kesintiye uğraması, kültür buhranı ve kimlik bunalımını doğurur. Kendi özgün kültürünü kaybeden bir toplum, ayakta kalma gücünü kısaca benliğini kaybeder.

Türk toplumunda son iki yüz yılda Batı’ya benzemek uğruna bütün değerler altüst edilmiştir. Savaş meydanlarında Batı emperyalizmine karşı vatanını korumak için kanını, canını veren Türkler, kültür emperyalizmi karşısında çaresiz kalmışlardır. Kapıdan kovduklarımız bacadan evimize girmişlerdir. Bu kırılma döneminde Türk toplumuna kendi tarih ve kültürünü kaynak gösteren ve ”Kendine dön!” diye haykıran kültür adamlarımız, yeni, millî bir uyanışın öncüsü olmuşlardır. Onlar ortaya koydukları eserlerle eski kültürümüzle yeni kültürümüz arasında köprüler kurarak, milletimizi ayakta tutanlardır. Bu öncüler kafilesinden olup toplumumuza yeniden bir diriliş ruhu kazandıran üç büyük insan bu yazımızın konusudur. 

Samiha Ayverdi : Büyük edebiyatçı, tarihçi, terbiyeci, düşünür

1905-1993 yılları arasında İstanbul’da yaşadı. Roman, hikâye, tahlil, tarih, hâtıra, deneme, biyografi ve inceleme türünde 30′u aşkın eser yazdı. Türk toplumunda yeterince tanınmamasının nedeni, eserlerini kendine yabancılaşan bir toplumda yozlaşmadan yazmış olmasıdır .

Samiha Ayverdi’nin sosyal fikirleri, çağdaş bir İslâm-Türk ruhunun, tasavvufla olgunlaşmış bir halde topluma hız verici bir fikir haline konulması diye özetlenebilir. Ona göre maddî kalkınmanın yanı sıra bir de manevî, ruhani yükseliş vardır ki, çağımızın insanı hem geçmişe bakmak hem de geleceğin ufuklarına yönelmek suretiyle bu yücelişe erebilir.(3)

Devamını oku...
 

Samiha Anne'nin zarafeti

E-posta Yazdır PDF

Hasan Celal Güzel

'İslâm Kürsüleri'

Sevgili okuyucular, bu pazar sohbetinde sizlere iman ve mefkûrenin ne derece önemli olduğunu; inanan insanların imkânsız gibi görünen işleri nasıl başardıklarını gösteren 'İslâm Kürsüleri'nden bahsetmek istiyorum.

Siz de ev kadını mısınız?
Efendim, bizim '68 Kuşağı'na hep solcu nazarıyla bakılır.
Halbuki o sırada Mülkiye'de, 'milliyetçi-muhafazakâr' ve liberal hürriyetlerden yana kadrolar da vardı.
Merhum Osman Yüksel Serdengeçti'nin yeğeni Emine Yüksel (Bağlı) da bizim en sevdiğimiz arkadaşlarımız arasındaydı.
O zaman, 'Hür Düşünce Kulübü'nü kurmuş, ayrıca 'Türk Müziği', 'Türk Kültürü' gibi kulüp ve dernekler tesis etmiştik. Emine, Samiha Ayverdi Hanımefendi'ye bağlanmıştı. O'nun tavsiyesi ile Ankara'da, 1966'da 'Ev Kadınları Derneği'ni kurduk.
Daha ziyade ev hanımlarına hitap eden, millî ve manevî değerlerimizi, kültür ve san'atımızı mevzu edinen, milliyetçi-muhafazakâr bir dernekti.
Derneğin kuruluş çalışmalarında Emine'ye, merhum Sabahattin Atahan, Esat Güçhan, Mehmet Keçeciler gibi yakın arkadaşları olarak bizler de yardım etmiştik.
Bir defasında derneğe gelir sağlamak için bir Zeki Müren konseri hazırlamıştık. Rahmetli Zeki Müren, sahneye çıktığında yüzlerce ev hanımı arasında bizim Esat Güçhan ile Sabahattin Atahan'ı görüp, 'Siz de ev kadını mısınız beyler?' demişti.

Samiha Anne'nin zarafeti
Efendim, yıllar sonra Samiha Anne'yle ben de tanıştım. Türkçe'yi bu kadar güzel kullanan, Osmanlı-Türk kültürüne bu derece derinlemesine vâkıf olan birisine daha önce rastlamamıştım. Aslında o câmiadaki herkes birer Samiha Ayverdi, Ekrem Hakkı Ayverdi, Nihat Sami Banarlı idi. Nedense Samiha Anne'yi hep 'Âbide Şahsiyetler' isimli eserindeki 'Rüveyda Hanım'a benzetmişimdir. Samiha Anne'yi, 1993'te vefatından kısa müddet önce Fatih'teki evinde ziyaret etmiştim. Bana o mecalsiz hâline bakmadan, Yahudilerin Türkiye'deki faaliyetlerini arttırdıklarını şikâyet ederek dikkatimi çekmişti. O'nun hakkında yazacak çok güzel şeyler var ama bizim yazı işlerinin vuruşları saymasından kurtulamıyoruz ki... Emine Bağlı anlatmıştı:
Kendisinin kurdurmasına rağmen, 'Ev Kadınları Derneği'nin İstanbul Şubesi'nin açılışı için Ankara'dan yazılı izin istemiş. İslâm ve Türk kültürüne hizmet eden bu zarif gönül dostuna rahmet diliyorum.

devamını oku >>>

 

Bir Ağacın Dalları

E-posta Yazdır PDF

Bir Ağacın Dalları

Bir Ağacın Dalları

Yazar: Sâmiha Ayverdi ve İlhan Ayverdi

ISBN: 978-975-6444-89-4
Sayfa: 56
Boyut: 16.5 x 21.5
Baskı: 1.Baskı
Yayın Tarihi: 2011
Fiyat: 5 TL

"Aşk gelicek bütün noksanlar tam olur!" fehvasınca, insan oğlunun Hakk'a bir niyazı olacaksa, o da: "Ya Rabbi, aşkımı ziyade et! Beni senden gayrıyı görmeyecek, her yerde ve her şeyde seninle muamele ettiğimi bildirecek, o şiddet-i muhabbeti ver!" diye yalvarmaktır.

"Kar ve buz güneşin karşısında nasıl eriyip su kesilirse muhabbetin şiddeti de, ne kadar nefsanî sıfat varsa, cümlesinin katılık ve sertliklerini, bu arizi hallerinden, aslî yumuşaklığına döndürür."

Menzile ulaşmak için yollardan geçmek gerek. Sabır gerek. Metanet gerek. Hepsinden önemlisi aşk gerek. Bu yolun derinliğini kavramak isteyenlere "Bir Ağacın Dalları"ndan sızan ışık, rehber oluyor.

(Tanıtım Bülteninden)
 

Mükemmeli Arayanlara… Sâmiha Ayverdi’den “Yaşayan Ölü”

E-posta Yazdır PDF

Mükemmeli Arayanlara… Sâmiha Ayverdi’den “Yaşayan Ölü”

Nagehan Penpeci,19 Şubat 2012

Sâmiha AyverdiYüce şahsiyetler bazen sessizlik içinde kaybolurlar. Aslında onlar her dem ayaktadır, biz göremeyiz. Ya da efsûnlu yekpârelerini herkese nasip etmezler. Şükür ki, yüce bir münevver kısıtlı olmak kaydıyla aşk’larının sırrını bize ifşa ediverdiler.

Aşk dedim de bu öyle bir aşk ki, büyüklerin En Büyüğe ulaştığı, onların baktığı her şeyde En Mükemmeli gördükleri bir aşk.. Sır-ı kâtibe erişmek zor, amma herkes kendi ölçüsünce hikmete nail olmuş, o hikmeti hücrelerine işlemiştir. Biz de kendi ölçümüzce kıymetli müverrihin yazdıklarını gönlümüze aldık. Ve istedik ki, bu muazzezden faydalanan yalnız bizler olmayalım.

O baharın adı Sâmiha Ayverdi / O’na bu maneviyatı Tanrı verdi / Hakk’tı aklına geleni, zikri, kuvveti / Onun ikinci aşkı da Türk Milleti

Devamını oku...
 


Sayfa 2 - 5