SâMİHA AYVERDİ

Mütefekkir - Yazar

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Hakkında Yazılanlar

NE SANAT, NE YAŞAM

E-posta Yazdır PDF

SELİM İLERİ

Milliyet Gazetesi 28-05-1988

NE SANAT, NE YAŞAM

Toplu eserini okumaya çalıştığım yazarlardan biri de Sâmiha Ayverdi’dir. Behçet Necatigil’in Edebiyatımızda İsimler Sözlüğüne göre Sâmiha Ayverdi, “heyecanını aile ve toplum geleneklerinden alan, hayat olaylarını çokluk din ve tasavvuf açısından değerlendiren romanlarıyla sanatına bir özellik” sağlamıştır. Özellikle Mesihpaşa İmamı romanında yazar, değişen koşullar karşısında dinin ve törel değerin hangi hükümlerle yüz yüze geldiğini irdeler. Daha önce kaleme aldığı Yolcu Nereye Gidiyorsun, şark kültürünün silinmesine karşı bir isyan sayılabilir. O kadar ki, yazar silinip giden kültür dolayısıyla öncesiz sonrasız bir cehaleti, Batı değerlerinden üstün bulacaktır:

“Keşke benim anam tamamıyla cahil bir kadın olsaydı; zira bilgisiz, fakat görgülerine ve şifahi kültürüne sadık anaların evlatları, bazı noktalarda eksik kalsalar bile, Türk olarak yetişiyorlardı. Garb’a hasret çekip özenecek kadar münevverlenmiş olanlarınki ise yaldızlı, süslü, fakat esas noktaları bozuk, melez ve illetli olarak ürüyordu.”

Devamını oku...
 

Kalemiyle nesilleri emziren kadın!

E-posta Yazdır PDF

Sâmiha Anne sıra dışı bir kadındır.

Sâmiha Ayverdi için ünlü destan şairi Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu bu ifadeleri kullanıyor! Kadının acziyetini, ezilmişliğini, yokluğunu ve yoksunluğunu dile getirenler bu topraklarda bunların zıddı bir hayat sürmüş, engin kültür ve birikimleriyle var olmuş şahs-ı abide kadınları hiç zikretmezler nedense!

Sâmiha Ayverdi’yi hiç hatırlamazlar mesela…

Bir Osmanlı ve İstanbul yazarı olan bu nadide kadını çok az kadın bilir, çok azı onu okumuş, onun fikirleriyle beslenmiştir. Edebiyat ve kültür çevrelerinde her yaşta ve makamda insanın kendisine “Sâmiha Anne” dediği bu nazif kadın, bilgisiyle, görgüsüyle, hayatıyla nev-i şahsına münhasır bir güzellikle kalplerin en derine nüfuz etmiş olan çok önemli bir kadındır.

Türkiye’de birçok ilk onun öncülüğünde gerçekleşmiştir. Mevlana ve Yunus Emre’nin kitlelere ulaşmasında onun katkıları büyüktür. Konya’da her yıl düzenlenen “Şeb-i Aruz” 1954 yılında ilk kez onun öncülüğünde gerçekleştirilmiştir. Onun eserlerinde ve yaşayışında Mevlana’nın ve eserlerinin büyük tesiri vardır nitekim 1940’lı yıllarda kendisiyle yapılan bir söyleşide “bu aralar neler okuyorsunuz” sorusuna cevaben yine Mevlana, Divan-ı Kebir ve her şey diyerek Mevlana sevgisini ve bağlılığını dile getirir. Kırk civarındaki kitaplarının sekizi tasavvuf üzerinedir.

Devamını oku...
 

Okuduğum Sâmiha Ayverdi

E-posta Yazdır PDF

Selim İLERİ

Birkaç hafta önce, hayli soğuk bir cumartesi öğleden sonrası, Kubbealtı Vakfı'ndaydım. Çemberlitaş'ta bu vakıf, büyük kapısından avluya girer girmez, beni her zaman çok eskilere, Sâmiha Ay­verdi'nin nitelemesiyle, Türk Tarihinde Osmanlı Asırları'na alıp götürüyor.

Ne oluyorsa, nasıl oluyorsa, şehrin hayhuyu, kalabalıklar, yoğun trafik, şu bu, hepsi eriyor, iyice geriye çekiliyor; Peykhane Sokağı'nda daha bir iki adım, siz de Köprülüler çağına geri dönüyorsunuz. Bu zaman kaymasından hoşlandığımı da söylemeliyim.

O cumartesi, değerli dostlarla birlikte, Sâmiha Ayverdi'nin 'eser'ini söyleştik. Dilim döndüğünce, Sâmiha Ayverdi okumalarımı anlatmaya çalıştım.

Ayverdi'yi 22 Mart 1993 tarihinde kaybetmişiz.

Devamını oku...
 

SÂMİHA AYVERDİ'nin Târihe Bakışı

E-posta Yazdır PDF

Ayhan PALA

Sâmiha Ayverdi'nin târihle ilgili eserlerinin ve bu eserlerinde ele aldığı konuların çeşitliliği bu kısa tebliğ çerçevesinde onun bütün görüşlerine yer vermemize imkân vermemektedir. Onun için biz bu tebliğimizde bazı ana çizgileri vermekle yetineceğiz.

Sâmiha Ayverdi'nin târih görüşünü doğru bir şekilde değerlendirebilmek için onun mütefekkir bir mutasavvıf olduğunu hatırdan çıkarmamak gerekir. Sâmiha Ayverdi târihle ilgili eserlerini târih ilmine katkıda bulunmak için değil, Türklüğü yeniden ayağa kaldıracak değerleri târihten çıkarmak ve geleceğe sunmak için yazmıştır. Bu görüşümüz onun târihle ilgili fikirlerini en fazla yansıtan eseri olan Türk Târihinde Osmanlı Asırları kitabının önsözünün ilk cümlelerinde şu şekilde ifade edilmiştir:

Türk Târihinde Osmanlı Asırları "Bu kitap ne bir târihtir, ne de bir ilim ne müracaat eseri. Belki akademik sınırlara, ilmi nizam ve şekillere bağlı bulunmayan, fakat her satırı ile otantik olmağa çalışan bir fikir kitabıdır. Öyle ki, Türk târihinin seyir ve tekamülü ardınca yürüyebildiğimiz ölçüde atılmış bu birkaç adım, iki büyük Türk Devletinin dünya târihi muvacehesindeki medeni ve içtimaî değerlerinin, uzaktan yakından münasebet kurmak vaziyetinde olduğu milletlere ve nihayet dünyaya neler getirdiğini, umumi çizgileriyle tayin ve tesbit edebilmek gayretinin naçiz bir mahsulüdür."

Sâmiha Ayverdi "halka hizmet Hakka hizmettir" düsturunu öne çıkarmış bir tasavvufi anlayışın müntesibi olarak bütün eserlerini bu gayenin tahakkuku için yazmış ve bütün faaliyetini bu davaya hasretmiştir. Onun Türk cemiyeti için nerede bir tehdid görse hemen harekete geçmesi, o konuda bir kitap yazması veya diğer fikrî mücadele yollarına müracaat etmesi bu anlayışının tezahürleridir. Bu cümleden olarak Rus tehdidi, misyonerlik, Ermeni meselesi gibi konulardaki kitapları ve diğer faaliyeti hatırlanmalıdır. Türk cemiyetinin târih, din, dil gibi değerlerine ve aile gibi müesseselerine yönelik tehdidlere karşı mücadelesi ve bu konularda doğru gördüğü istikamette kamu oyu oluşturma gayretleri hep bu hassasiyetin neticeleridir. Esasen onun bütün eserlerinde dinî ve millî hassasiyetin tezahürleri görülür. Târih, S. Ayverdi için terbiyevî bir bilgi kaynağıdır.

Devamını oku...
 
E-posta Yazdır PDF

Sâmiha Anne her mektuba cevap verirmiş

Sâmiha Anne her mektuba cevap verirmiş
Samiha Ayverdi ve Aysel Yüksel

Allah için şehrin bir ucundan bir ucuna giden ve binlerce mektuba tek tek cevap veren bir güzel insanı tanımak ister misiniz?

Samiha Ayverdi - Yaşayan Ölü

Dört beş yıl önceydi, Kubbealtı Kitabevi’nden Sâmiha Ayverdi Hanımefendi’nin birkaç tane kitabını almıştım. Bu kitaplardan bir tanesi, Yaşayan Ölü adlı romanıydı. O yılarda yaptığım ve yirmi dört saat süren İstanbul-Şırnak yolculuklarımdan birisinde okumuştum bu kitabı... Kitabın üslubundaki o güzellik hemen kendisini fark ettirmişti. Ki bu üslup sayesinde neredeyse hiç ara vermeden okumuştum bu eseri… Eserin beni içine çektiği ruh hali ise kelimelerle anlatılamaz.

Yaşayan Ölü nefis bir kitap

Bir romandı ama içerisinde ahlakî ve dinî öğütlere de yer veriliyordu. Okuduğunuzda ilahi bir aşk atmosferinde yazıldığını anlayabiliyor, yazarının ne kadar olgun bir insan olduğunu sezebiliyordunuz. Öyle ki konusu itibari ile, yüzyılımızın hastalığı bencilliğe karşı etkili bir mesaj içeriyordu. Nefsinin bencilliğini yenmemiş bir kimse bu ayarda cümleler sarf edemezdi.

Kitap, konu ve üslup bakımından kelimenin tam anlamıyla mükemmeldi. Ama özellikle kelimelerin dizilişi bakımından da bu eser hayranlık uyandırıcıydı. Acaba kelimeleri inci gibi dizmek hususunda eskiler daha mı başarılıydı? İşte bu sırlı kelimeler vasıtasıyla oldu bu güzel şahsiyeti tanımamız ve de sevmemiz… Allah makamını cennet etsin.

Talebesi Aysel Yüksel, Zeytinburnu’nda Sâmiha Hanım’ı anlattı

Aysel Yüksel ve Mehmet Nuri YardımESKADER başkanı araştırmacı yazar Mehmet Nuri Yardım Bey aynı zamanda bu güzel insanın, Sâmiha Ayverdi’nin öncülüğü ile kurulan Kubbealtı Vakfı’nın da yetkililerinden… Sağ olsun kendisi her karşılaşmamızda bizi yazmak hususunda teşvik eder ve şevklendirir. Yine bir karşılaşmamızda bizi yazmaya teşvik etmiş, ardından da Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’ndeki “Zeytinburnu’nun Ebedi Sakinleri” adlı toplantıya davet etmişti.

Allah nasip etti, geçtiğimiz Cuma günü Zeytinburnu’ndaki bu güzel programa katıldık. Mehmet Nuri Bey’in yönettiği toplantının konusu Sâmiha Ayverdi Hanımefendiydi. Konuğu ise onun talebesi ve hususi kâtibesi Aysel Yüksel Hanımefendi’ydi. Kıymetli büyüklerimiz hoş bir söyleşi gerçekleştirdiler. Öyle ki bu söyleşide Sâmiha Ayverdi Hanımefendi’nin binlerce mektuba cevap verdiğini, Allah için zor şartlarda şehrin bir ucundan bir ucuna gittiğini öğrenince ona olan sevgimiz daha da arttı. Bu vesile ile bir de ruhuna Fatiha göndermiş olduk.

Gazetelerde edebiyat birinci sayfadaydı

ASamiha Ayverdiysel Yüksel Hanımefendi, Sâmiha Ayverdi Hanımefendi ile 1957 senesinde hocası Nihat Sami Banarlı Bey vesilesiyle tanıştığını ve daha sonra da kendisiyle hoca–talebe münasebetine girdiğini söyleyerek başladığı konuşmasında birçok güzel hatıraya yer verdi.

Nihat Sami Bey’in Sâmiha Hanım’la tanıştıktan sonra bazı huylarının yumuşadığını, daha hoşgörülü olduğunu bir öğrencisinin yazdığı mektupta okuduğunu söyleyen Aysel Hanım, bu dönemden sonra Nihat Sami Bey’in bambaşka bir öğretmen olduğunu bu mektuptan öğrendiklerini ifade etti.

Bu konuda Mehmet Nuri Yardım Bey ise şöyle bir katkıda bulundu: “1950’li yıllarda gazetelerimiz edebiyatçılara yer veriyorlardı. Nihat Sami Banarlı ikinci sayfada makalelerini yayınlamıştır. O yıllarda Yahya Kemal’in şiirleri de birinci sayfadan yayınlanıyor. Düşünebiliyor musunuz, Hürriyet Gazetesi’nin birinci sayfasında şiirler yayınlanıyor. Tabii bugün gazetelerin edebiyata ilgileri o kadar değil. Nihat Sami Bey daha önceleri yazılarında daha sert ve asabi imiş ancak Yahya Kemal’le ve Sâmiha Hanım’la tanıştıktan sonra o yüce gönle erişmiş...”

Aysel Hanım, Sâmiha Hanım’ın 1938’de yazı hayatına başladığını 1993’te vefatına kadar 43 tane eser neşrettiğini; ancak toplamaya çalıştıkları araştırma yazılarını da hesaba kattıkları zaman herhalde beş-altı cilt kitabın daha buna eklenmiş olacağını söyledi. Mehmet Nuri Bey ise bu eserlerin tamamının özenle hazırlanmış eserler olduğunu ve edebiyatımızdaki en çok eser veren kadın yazarın Sâmiha Hanımefendi olduğunu ilave etti.

Devamını oku...
 

Selim İleri'nin "Gönlümdeki Sâmiha Ayverdi Söyleşisi"nden Notlar

E-posta Yazdır PDF

HANDAN GÜLER

Selim İleri, Türk Edebiyatı'nın en ciddi açmazlarından olan ve tarafların biribirine yabancı kalması sonucu hazırladıkları antolojilerde karşı tarafı yok sayan sağ-sol edebiyat ayırımı nedeniyle geç tanıştığı için üzüldüğü bu kıymetli yazarı NEZİHE ARAZ hanımefendinin vasıtasıyla tanımış ve öyle etkilenmiş ki geniş külliyatının neredeyse tamamını edinip okumuş. Böylece sanatta içselleştirilen hatta günümüzde de devam eden bu ayrımcılığın getirdiği yarım kalmışlıktan bu eserlerin güzelliği ile kurtulmuş. Bundan sonra okuduğu eserleri sağ-sol etiketi yerine nitelik açısından değerlendirmiş.

Sırf bu sebeplerle antolojilere alınmayan yazarın asli eserlerini 1930'larda tamamlamış olduğu halde edebiyat eğitimi içinde kendisine yer verilmediğinden Selim İleri ve sonraki nesillerin bu kıymeti tanımadan yetiştiklerini hala da günümüz eğitiminde hakkettiği değere kavuşamadığını belirtilen yazar kimi eserlerden etkileyici parçalar sundu bizlere söyleşisinde.

Selim İleri'inin en çok etkilendiği eserler arasında;

Devamını oku...
 

Kimin Peşindeyim?

E-posta Yazdır PDF

22 Mart, O'ndan zâhiren uzak ve ayrı kaldığımız günü işâret ediyor. Kendileri'ni minnet, rahmet ve hasretle anıyoruz.

Şarkıyı bilirsiniz:
"Bir ömrü senin uğruna rüyâ gibi verdim" der.
Evet… Koca bir ömrü bize verdi… Şimdi, bakınca rüyâ gibi geliyor.
Hâlbuki hiç de rüyâ değildi.
Sizleri ne kadar çok seviyorum, ah bir bilseniz!
Çünkü, O da çok seviyordu. Ve hepimiz O’nun yetimleriyiz. Ne büyük saadet O’nun yetimi sayılmak! Ama, "Ebedî Hayy"in ne demek olduğunu da gene O’ndan öğrendik.

Hep birlikte hem öksüz ve hem de yetim kaldığımız o "buçuk günde", bizler, Kütahya’dan bir grup yâranla Alanya’da bulunuyorduk. Eşyâlarımızı henüz açmamış ve yerleşmemiştik ki; aldığımız bir telefon haberiyle, orada nezâketen bir gece kalıp, sabahleyin Kütahya’ya hareket ettik. Birlikte geçirdiğimiz o geceyi unutmak mümkün değil!

Devamını oku...
 


Sayfa 5 - 5