SâMİHA AYVERDİ

Mütefekkir - Yazar

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Hakkında Yazılanlar

Hayat Veren Mektuplar

E-posta Yazdır PDF

Yazar ve mütefekkir Samiha Ayverdi'nin, yatılı okulda okuyan yeğeni Fazlı Ayverdi'ye gönderdiği mektuplar ve küçük notlar Kesişim Yayınları tarafından kitaplaştırıldı

Hayat Veren MektuplarDr. Fazlı Ayverdi'nin yazdığı "Hayat Veren Mektuplar", "Ünlü yazar ve mütefekkir Samiha Ayverdi'nin yeğenine yazdığı mektuplar" üst başlığı ile Kesişim Yayınları tarafından yayınlandı. Kitapta Samiha Ayverdi'nin Fazlı Ayverdi'ye gönderdiği mektuplar ve küçük notlar ilk defa yayınlanıyor. Fazlı Ayverdi'nin kendi dilinden yaşam öyküsünün de yer aldığı kitapta, Ayverdi'nin annesini doğumdan hemen sonra kaybeden yeğenine nasıl annelik yaptığı, yatılı okuyan yeğenini nasıl mektuplarla sürekli olarak takip ettiği anlatılıyor.

BEŞ VAKTİNDE SANA DUA EDEN BİRİ VAR

Ayverdi yeğenine yazdığı mektuplara "Benim güzel oğlum" diye başlayıp, "güzel gözlerini öperim", "annen Samiha" diye bitiriyor. Bir mektubunda da "Bu gökkubbenin altında seni gönlü ile göğsüne basan ve beş vaktinde sana dua eden biri var. Allah üzüntü ve müşkül göstermesin, fakat her halükarda onun gönlüne seslenebilirsin; 'kimse duymasın' dersen duymaz, 'söyle' dersen de söyler." sözleriyle yeğenine yalnız olmadığını ve onu ne kadar sevdiğini hatırlatıyor. Annesiz ve ailesinden uzakta okuyan bir çocuğa gönderilen bu mektupların yayınlandığı kitabın adının neden "Hayat Veren Mektuplar" olduğunu tahmin etmek zor değil. Kitabın yazarı Fazlı Ayverdi ile halası Samiha Ayverdi'yi konuştuk.

devamını oku >>

 

İSMET BİNARK'IN TÜRKKAD'DA VERDİĞİ KONFERANS

E-posta Yazdır PDF

MUTASAVVIF VE MÜTEFEKKİR YAZAR

SÂMİHA AYVERDİ’NİN

TARİHİMİZ İLE İLGİLİ TESBİT VE TAHLİLLERİ

İsmet Binark

TÜRKKAD

ANKARA, 19 Şubat 2012


Sizleri hürmetle selâmlıyorum...

Kendisine ezel-i âzelde bahşedilmiş mânâ güzelliklerini, hakîkat sırlarını, kitleye duyurma yolunda, ömrünün her nefesini vatanı ve îmanı yolunda tüketmiş, gönlü ve durağı Hakk adı ile mühürlenmiş, Allah’ın seçilmiş velî kullarından; Türk milletinin son dönem îman, fikir ve kültür hayatında önemli bir yeri olan, mutasavvıf, mütefekkir ve mürebbî, cennetmekân Sâmiha Ayverdi’yi Cemâle yürüyüşünün 19’uncu senesinde, tükenmeyen bir özlem ve minnet duygularımızla bir kere daha rahmetle anıyoruz... Mânevî teveccühleri üzerimize olsun!..

Bir vefâ örneği göstererek, O’nu Hakk’a yürüyüşünün 19’uncu senesinde anmayı bir vazîfe bilen Türk Kadınları Kültür Derneği Genel Merkezi’ne, değerli genel başkanı ve yönetim kurulu üyelerine huzurlarınızda teşekkür etmeyi, sizler ve şahsım adına yerine getirilmesi gereken zevkli bir görev bilmekteyim...

O’na olan bağlılık, özlem ve muhabbetimizin yanında; şüphesiz O’nun yoluna hizmet borcumuz da vardır... O’nun yolunda yürümeğe çalışan bizler, fikir ve prensiplerinin, hizmet anlayışının, gâyesinin tâkipçisi ve mânevî mîrâsçılarıyız. Sâmiha Ayverdi’nin bu mânâda vârisleri olmak, bizlere kaçınılmaz mes’ûliyetler yüklemektedir. Bu mes’ûliyetlerimizi asla gözardı edemeyiz!..

Konuşmamızın başlık ve muhtevâsı, “Mutasavvıf ve Mütefekkir Yazar Sâmiha Ayverdi’nin Târihimiz ile İlgili Tesbit ve Tahlilleri”dir.

Ancak konuşmamıza geçmeden önce, O’nu tanımayan, eserlerini okumamış, O’nun gönül ve ruh iklimini teneffüs etmemiş olanlar için Sâmiha Ayverdi’yi kısaca tanıtmak isteriz. ...

konuşma metninin tamamı için tıklayınız >>

 

Sâmiha Ayverdi'nin Eserlerinde Ahlâk

E-posta Yazdır PDF

Samiha-Ayverdinin-Eserlerinde-Ahlak.jpg

Sâmiha Ayverdi'nin Eserlerinde Ahlâk

Kemal Yurdakul Aren

Kubbealtı Neşriyat / Kültürel Eserler

 

"Samiha Ayverdi´de Ahlak" mevzuunu incelemeyi düşündüğüm zaman mes´ele bana son derece berrak, rahat işlenebilecek gibi göründü. Öyle ya, senelerdir eserlerini okumuş, sohbetlerinde bulunmuş, yaşayışını yakından görmüş bir kimse için bu elbette kolay olurdu. Çünkü eserleri gibi seksen altı yıllık hayatı da günbegün apaçık, meydanda idi. Araştırmacıya düşen tek iş, sayfa sayfa çevirip okumaktı...

 

Ayverdi'nin kahramanlarını bulduk!

E-posta Yazdır PDF
İbrahim Efendi Konağından Saçlı Abdülkadir Haziresine…
 
Eyüpsultan’da tarihin tozlu sayfaları arasında gezintiye devam ediyoruz. Bugünkü durağımız Saçlı Abdülkadir Efendi mescidi haziresi… Saçlı Abdülkadir Efendi mescidi; Kalenderhane Caddesi üzerinde ve Eyüpsultan Camii kıble yönüne göre meydanın sağ tarafında, 1957 tarihinde açılan Eyüp-Edirnekapı Bulvarı’nın da karşısında yer alır.
 
Meydan tanzim edilirken sol tarafındaki Eskikavaflar Sokağı kaldırıldığından mescit köşede kalmıştır. Bu mescid Şeyhi lakabı ile meşhur Şeyhülislam Abdülkadir Efendi tarafından 1537 (944) tarihinde vefat eden babası, Sivasi Tekkesi Şeyhi Abdürrahim Efendi’nin kabri üzerine yapılmış fevkani bir mescittir.
 
Mescidin haziresinde 16.- 19. yüzyıllara ait devlet ve din büyüklerinin mezarları bulunmaktadır. Bunlar arasında ünlü Türk Atabeyi, Şeyhülislam Hoca Sadeddin Efendi’ye ait sütun mezar taşı gerçekten görülmeğe değerdir. Ancak bizim üzerinde durmaya çalışacağımız mezarlar, Yahya Kemal Beyatlı’nın: “Türkçe, ağzımda annemin sütüdür” ifadesine denk düşen bir üslupla, Rahmetli Samiha Ayverdi Hanımefendinin kaleme aldığı “İbrahim Efendi Konağı” isimli eser ve onun kahramanları ile ilgilidir.
 
Edebiyat tarihimize haklı olarak damgasını vuran bu şaheser aynı zamanda benimde okumayı sevmeme vesile olmuştur.
 
Saçlı Abdülkadir Efendi mescidi haziresi denen bu hazirede Osmanlı devlet ricalinden İbrahim Ata Efendi’nin kendisi, annesi, babası ve halasının, büyük bir ihtimal ile büyük kızı Şevkiye Hanım’dan olan torunu Ratibe hanımın mezarı da vardır. Hamidi fesli mezar taşındaki yazılardan Kadiri olduğu anlaşılan İbrahim Efendi’nin, komşusu Hattat Aziz Efendi tarafından celi sülüs hat ile yazdığı mezar taşında şu ifadeler yer almaktadır:
Devamını oku...
 

Hakikat savunucusu bir abide şahsiyet

E-posta Yazdır PDF

Konferansları ve sohbetleri bilgilendirici, yönlendiriciydi. Yayınlanan kitapları ise bunları katlayarak ufuk ve hedef gösteriyordu Sâmiha Ayverdi Hanımefendi’nin. Lezzetine ve keyfine doyum olmuyordu. Ancak bu husus marksistlerin daha fazla dikkatini çektiğinde Sâmiha Hanım gündeme oturdu.

Kitapları Kültür Bakanlığı’nca yayınlandı.

Vay sen misin neşreden, kızılca kıyamet koptu birden bire.

Ve Sâmiha Ayverdi, bu velud yazar, sanatçı, düşünür; bu tarihten, bu saldırılardan sonra daha da gündemi doldurdu, yazdığı her eser olay oldu.

1993 yılında vefat ettiği güne kadar da ülkesine, insanına faydalı olmaya çalıştı.

Vefatının 7. yıldönümünde Sâmiha Ayverdi Ankara’da Altay Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı’yla, Türk Kadınları Kültür Derneği’nin müşterek organizesi çerçevesinde anıldı. Milli Kütüphane salonu inanır mısınız lebaleb doluydu. Konukların, dostlarının, gönüldaşlarının yarısından fazlası da fuayede bekledi.

Sinevizyon gösterisi ve kitap sergisi günü daha cazip hale getirdi. Gaffar Yakın (DSP) Agah Oktay Güner (ANAP) ve Saffet Arıkan Bedük (DYP) gibi politikacıların da ilgi gösterdiği toplantı aynı zamanda bir vefa örneğiydi.

İsmet Binark, Sâmiha Hanım’ın ahfadının Ramazanoğullarıyla, Avrupa’da Gülbaba’ya kadar uzandığını incelemiş, ortaya çıkarmış. Tarihin ilk derslerini de anneannesinden almış. Şimdikilerin kulakları çınlasın. Binark’a göre, Sâmiha Hanım, seçkin aydın yetiştirdi. Neticede bir Ayverdi Aydınlar Mektebi oluştu. Hakikatı yaşadı. Cemiyeti konu etti. 45 kitabı yayınlandı.

Devamını oku...
 

Samiha Ayverdi Çeşmesi - Medeniyetin Ruhu

E-posta Yazdır PDF

Samiha Ayverdi ÇeşmesiModern hayatın bir hastalığı da ilerlemenin kendisi ile ilgili olması yalanı olsa gerek. İlerleme teknolojiden mimariye her alanda insanın dışında gerçekleşen bir durum oysa. Devletlerin Sanayi İnkılâbı sonrası ideolojileri, popüler kültürün dayatmaları her alanda zihinlerimizde oluşturdukları değer yargıları sanki insanın ilerleyen bir varlık olduğunu peşin kabul haline getirdi.

Medeniyetler teknolojinin yardımıyla ilerleyecek. Buna kimsenin bir itirazı olamaz. Ancak medeniyetleri meydana getiren insan faktörü devreye girince teknolojik gelişmeler bir yerde iflas ediyor. Etrafımıza baktığımızda bu değişimi çıplak gözle gözlemlememiz mümkün. Yalnızca mimari alandaki gelişmelere baksak dahi bunu rahatlıkla anlayabiliriz. Şehirlerimiz, mahallemiz, sokaklarımız, alışveriş merkezlerimiz... Kılık kıyafetimize varıncaya kadar insan ürünü olmasına rağmen modernizmin kıskacından kurtulamayan bir çevre ve yaşantının içinde olduğumuzu görmek mümkündür.

Eskiler "bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete" derlerdi modernizmin bazı uygulamaları karşısında şaşkınlıklarını belirtmek için.

Cem Karaca bu çelişkili durumu ortaya koymak adına ne güzel söylemiş "Bindik bir alamete / Gideoz kıyamete / Yol dediğin yol gibi / Ulaşmalı bir yere / Biz dön baba dönelim / Geliyoz aynı yere / Bu döngü kısır döngü / Başı var da sonu yok / Dönüyom dönemiyom / Sonunda bir çıkış yok..."

İnsan, gelişen bir varlık mı yoksa teknolojinin her geçen gün esiri olan, zayıflayan ve ruhundan, yeteneklerinden bir şeyler kaybeden; onun emrine girip teknolojiye tapınmaya başlayan bir nesne mi? Bu soruya vereceğimiz cevaplar içimizde gizli duran ancak ortaya çıkmakta bazen zorlanan kültürel kimlik ve bu kimlikle çeliştiği iddia edilen modern hayat arasında gidip gelecektir uzun bir süre daha.

Çoktandır uğramadığım Kır Kahvesine uğramak ve Çaybaşı'ndan yukarıya doğru eski değirmenlerin olduğu mekânda soluklanmak amacıyla gittiğimde çok güzel bir sürpriz karşıladı beni. Bu çok hoş sürprizden haberim olmamıştı. Bir ay içerisinde gerçekleşen bu duruma ziyadesiyle sevindim. Şehzade Şehirde yaşama adına biraz daha direncim arttı.

Efendim, Evliya Çelebi'nin ifadesine göre Saruhan ilinde bir zamanlar 3000 çeşme vardır. Ancak bunlardan 50 civarında çeşme günümüze gelebilmiştir.

Manisa Çaybaşı Mahallesinden Karaköy'e doğru sıralanan değirmenler Dumanlı Dağ (Spil Dağı)'dan dan gelen yayla sularıyla çalişırdı. Ancak şu anda bunlardan ancak birkaç resim kaldı yadigâr. Değirmene su sağlayan Yayla Suyu ise mahzun, yalnız ve işe yarayamamış olmanın haleti ruhiyesi içerisinde akmaya devam ediyor her daim.

Suyun lezzetini bilen, mahalleyi tanıyanların hala uğrak yeri olan Kır Kahvesi ve Yayla Suyu bu günlerde ayrı bir sevinç yaşıyor. Suyun boşa aktığını gören hayırseverler seferber olmuş ve Yayla Suyu'na bir çeşme yaptırmışlar.

Manisa ve tarih aşığı Gülbin Öztürk'ün maddi manevi çabalarıyla Mimar Aydın Yüksel Beyefendinin planını çizdiği Perihan Küey Hanımefendinin maddi manevi katkılarıyla inşa edilmiş olan Samiha Ayverdi Çeşmesi klasik Osmanlı çeşme üslubuyla yapılmış. İnce sanat ve fikir dünyasının ürünü olan Samiha Ayverdi Çeşmesi bölgeye ayrı bir güzellik katıyor. Hele hele Türk mütefekkiri, örnek şahsiyet Samiha Ayverdi adına yaptırılan çeşme etrafa yeni ümit tohumları ekmeye aday görünüyor.

Devamını oku...
 

Samiha Ayverdi hatıratı

E-posta Yazdır PDF
Eserleri ve öğrencileriyle günümüze iz bırakan Samiha Ayverdi'nin hatıraları yakın geçmişi anlamayı kolaylaştırıyor.
 
1905 yılında dünyaya gelen Samiha Ayverdi, yaşadığı dönem itibarıyla Osmanlı'nın ve Cumhuriyet'in en sancılı yıllarına şahitlik etmiş bir entelektüel. Yalnız yıllar değil, içinde bulunduğu çevre de önemli elbette. Şehzadebaşı'nda doğup 87 yıl sonra Fatih'te vefat eden Ayverdi, hem fikir dünyasının hem de manevi dünyanın önemli isimlerinin çok yakınında bulunmuş ve düşünce dünyasını bu bereketli ortam içinde inşa etmiş bir mütefekkir.

İlk romanını 1938 yılında yayımlayan Ayverdi'nin bu tarihten sonra daha çok fikri eserlere ağırlık verdiği dikkat çekiyor. Şimdilik 10 ciltte toplanan hatıratını ise ayrıca değerlendirmek gerekiyor. Zira Ayverdi'nin, vefatına yakın zamana kadar yazmayı sürdüğü bu yazılar, tarihî ve manevi manada çok gerilerde kalan bir ruha temas imkânı veriyor. İlk baskısı 1985 yılında yapılan 'Ne İdik Ne Olduk' da bu sebeple önemli bir vesika olarak kabul edilebilir. Geçtiğimiz günlerde Yazar, kitabın isminden de anlaşılacağı gibi olaylar üzerinden geçmiş ve gelecek tefekkürü gerçekleştiriyor.
Devamını oku...
 

İNSAN-I KÂMİL

E-posta Yazdır PDF

Meşkûre Sargut'un Sâmiha Ayverdi hakkında Akademi Mecmuası Nisan-Temmuz 1993 sayısında çıkan yazıları;

İNSAN-I KÂMİL

Samiha AyverdiKur'an da, Kehf Sûresi'nin 109. âyetinin tasavvufî tefsîrinde buyuruluyor ki: “Denizler mürekkep olsa, ağaçlar kalem olsa Cenab-ı Hakk'ın kelimesi olan İnsân-ı Kâmil'i târife kalksalar (özelliğini anlatsalar), denizler kurur, ağaçlar kırılır. Bir o kadar getirsen yine kurur ve yine kırılır.”

Sâmiha Ayverdi, Hocamın manevî haşmetini ve azametini tam manasıyla aksettiren bir ayna olduğu için o aynada görülen nakış, İnsân-ı Kâmil nakşıdır.

İşte O'nu, âyetin yorumunda buyrulduğu gibi, anlatmaya lîsan kâfi gelmez, portresini çizmeğe kalkınca da kalem âciz kalır. Ne söylesek, ne anlatsak, hakkında hiçbir şey izah etmiş olamayız. Çünkü O ifadeye sığmaz.

1950 yılında Hocam Kenan Rifai Cemâl'e yürüdüğü zaman, eski Erzurum milletvekili Salih Yeşil Bey bana: “Kızım senin Sâmiha Ayverdi dediğin o büyük kadın ne koca sultanmış ki onu bu gece mânâda gördüm; hocasının manevi mirası ona verildi ve bu hadiseye melekler şahit oldular...” dedi. Aslında bu gerçeğe biz de yaşayarak şahit oluyorduk. Çünkü hakikaten, dünya ve âhiret yollarını hiç şaşırmadan ve birbirinin hakkına tecavüz etmeden, aynı paralel çizgide yürüyen ve yürüten hem de bir nefesini boş geçirmeyen büyük Sâmiha Ayverdi'nin peşini izliyorduk. Hocasına, Pîrine, Üstadına tam teslimiyete sahip; Hak ile Hak olmuş bir şahane güzelliği seyrediyorduk. Sâmiha Ayverdi, kendi yokluğunu o derece arz etmiştir ki, onda Hakk'ın tam tecellisi görülüyor. Kendisini ziyarete gelen ve eserlerinin hayranı olan bir zat ona; “Sizi Mark Orel'e benzettim. Şu antik eşyaya süslü, saltanatlı evde, sizi tevazu içinde, yoklukta buldum. Mark Orel de o muazzam sarayında olduğu halde gece post üstünde yatarmış, yatağına dahi girmezmiş..” demişti.

Devamını oku...
 

ON DOKUZUNCU YIL

E-posta Yazdır PDF

Zeynep Göze Uluant

Bugün 22 Mart 2012. Bundan tam on dokuz sene evvel bir ramazan sabahı, mütefekkir yazar Sâmiha Ayverdi'yi kaybettik. Bayramın ilk günü Merkez Efendi'deki âile kabristanına defnedilirken öğle güneşinin sıcaklığını sırtımda hissetmiştim. Ilık bir mart havasıydı tıpkı bugün gibi…

Aziz ve rahmetli büyüğüm Fethi Gemuhluoğlu, seneler evvel onun bir resmini gördükten sonra hayranlık ve takdirle "bulut gibi" deyivermişti. Öyle bir bulut ki rahmeti kitaplarıydı. Üstelik sessiz sedâsız ve iddiasızca girdiği Bâbıâlî'nin en velûd ve başarılı yazarlarından biri olmasına karşılık acaba bugün kendisini kaç kişi tanımaktadır? Şüphesiz bu sorunun cevabı, tanınması gerektiği kadar tanınmadığı olacaktır. Zira o, bu menzile hiç bir iddiası olmadan fakat ulvî bir gaye ile girmiştir. Bu sebeptendir ki kimseden korkmadan, çekinmeden, dokuz köyden kovulmayı göze alarak fakat seviyesini de düşürmeden mücadeleyi tercih etmiştir. Birçoklarının yaptığı gibi tanınmak adına gayesinden vaz geçmek onun lugatinde yoktu. İşte bunun içindir ki Sâmiha Ayverdi'nin okul kitaplarında adı yoktur. Kendisinin bir metnine dahî resmi okul yayınlarında rastlayamazsınız.

Devamını oku...
 


Sayfa 4 - 5