SâMİHA AYVERDİ

Mütefekkir - Yazar

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Hakkında Yazılanlar

Sâmiha Ayverdi

E-posta Yazdır PDF

Elif Şafak - 11.11.2007

Zamanlardan 1906 senesi, tarihlerden 25 Ekim (aynı gün doğmuşuz onunla), mekanlardan İstanbul. Bir kız çocuğu gelir dünyaya. İsmi Samiha. Şehzadebaşı’nda geçer çocukluğu, cıvıl cıvıl.

Dünyaya geldiği andan itibaren derin bir kültür ve sanat dünyasının içinde buluverir kendini. “Bir ceddim yeniçeri, bir ceddim Macar ellerinde yatan Gül Baba”dır diyecektir ileride şeceresini soranlara. Osmanlı-İslam kültürü içinde yetişir. Dinmeyen, azalmayan bir süreklilik duygusuyla; gözle görülür, elle tutulur bir kültürel ve sanatsal birikim ortasında. Dönemin önde gelen aydınlarının, sanatkarlarının penahıdır aile ocağı. Evlerinden edebiyatseverler eksik olmaz. Onları gözleyerek, dinleyerek büyür. Daha sonra ilk gençlik yıllarını anarken, “bu durmuş oturmuş, okumuş yazmış kimseler” arasındaki sohbet ve tartışmaları bütün ile takip etme gayretini vurgulayacaktır.

Bir tasavvuf damarı güçlü bir kadın yazar olarak ilgimi çekiyor Samiha Ayverdi. Üretkendir. Kadınların kamusal alana sınırlı çıkabildikleri bir dönemde dahi o şevkle ve aşkla romanlar, inceleme yazıları yazar. Aşk Bu imiş, Mabette Bir Gece, Yaşayan Ölü, İnsan ve Şeytan, Yolcu Nereye Gidiyorsun, Batmayan Gün, Bir Dünyadan Bir Dünyaya, Hatıralarla Başbaşa... sadece bazıları. Bir fikir insanı olarak dikkatleri üstüne çeker. Yazılarında hep tartışır, yazıları hep tartışılır. Sözleri iz bırakır, kelimeleri kapılar açar. Ama bütün bunlar olurken o, derin mi derin bir bölünme taşır ruhunda. Bir yandan gönül verdiği, gönülden sevdiği tasavvufa bağlıdır. Tekke kültürünü, tasavvuf sohbetlerini her şeyden kıymetli bulur. Hak arayışı giderek hızlanan bir nehir olur hayatında. Bir müddet sonra bırakır kendini tamamen suyun akışına. HİÇ olmanın manası üzerine yoğunlaşır, tasavvuf dehlizinde yol alır. (Hatta öyle bir an gelir ki kendi gibi üç kadın yazarla bir araya gelir. Bu dört kadın beraber düşünür, beraber yazar. Edebiyat tarihimizin kolay kolay görmediği türden bir gönül birlikteliği çıkar ortaya. Samiha Ayverdi, Safiye Erol, Nezihe Araz ve Sofi Huri arasında.)

Ancak bütün bu “ruhani” gelişmeleri yaşarken, bir de içinde yaşadığı toplumu ve tarihin akışını analiz etmeye meyyal ve meraklıdır. Yani ilk bakışta alabildiğine “dünyevi” olan konularla kıyasıya uğraşır Samiha Ayverdi. Kendine has bir dünya görüşü vardır. İlerlemeci, düz çizgisel reformizmi ya da mekanik bir Batılılaşma sürecini tasvip etmez, Osmanlı bir özlemdir dilinde, sahip çıktığı bir birikim ve kimliktir. Onun tamamen terk edilmesine razı olmaz gönlü. “Gelenekleri” savunur. Hep az biraz kenarda ya da muhalefette kalır. Çağdaş kurumlarla arasındaki ayırım derinleştikçe o da “muhafazakar”laşır. Kimileri onu zamansız bir “Osmanlı aristokratı” olarak eleştirir. Fazla elitist, fazla gelenekçi, fazla “dindar”, fazla “muhalif”, fazla “bağnaz” bulunur. Bütün sıfatlar görece.

Bugün Samiha Ayverdi düştü aklıma. Merak ettim ne yazardı şu anda şimdi hayatta olsaydı? Şaşırır mıydı acaba onun hayatı boyunca uğraştığı pek çok zihinsel ikilemin hâlâ ve ısrarla memleketin gündeminde olduğunu görünce? “Gelenek-modernite” ikilemi, İslam ile demokrasinin birlikteliği, kültürel süreklilik-süreksizlik ikilemi... Bütün bunları biz bugün yeni keşfetmiş gibi tartışıyoruz. Halbuki ne çok yazılmış, ne çok tartışılmış aynı meseleler. Bir de okusak... Ne çabuk unutuyoruz yakın tarihimizin önemli yazarlarını, münevverlerini? Ne çabuk “eskitiyoruz” kolay kolay eskimeyecek isimleri, simaları? Bugün edebiyat ve kültür hayatımızın temel tartışmalarında zikredilmesi gereken isimlerden biri illa ki Samiha Ayverdi’dir. “Muhafazakarlık-modernlik,” “gelenek-reform” gibi ikilemlerimizi tartışmaya açarken önemli bir referans noktasıdır yaşamı ve yazıları. Elbette ki onun her fikrine katılmayabilirsiniz. Yazdığı ya da savunduğu her şeyi onaylamayabilirsiniz. Belki bir kitabını sever bir başka kitabından tat almazsınız. Bunlar başka şey.

Katılalım katılmayalım, fark etmez, geçmiş zaman münevverlerini es geçmek olmaz. Unutmak, önemlerini anlamamak ya da çelişkilerine kulak vermemek olmaz. Eğer kültür ilerleyecekse, bizden önce gelenlerin birikimlerini okuyup anlayarak, o birikimleri değerlendirip dönüştürmek suretiyle ilerleyecek. Yoksa her kuşak silbaştan başlar gibi, sıfırdan yola çıkar gibi, kendinden evvel gelenleri yok sayarak hareket ederse toplum da kültür de zaman kaybeder.

http://www.elifsafak.us/yazilar.asp?islem=yazi&id=598

 

Sâmiha Ayverdi Yazınında Mekân Algısı

E-posta Yazdır PDF

Sâmiha Ayverdi Yazınında Mekân Algısı

Dilek Keleş*

20. yüzyılın ikinci yarısında sosyal bilimler alanında gündeme gelen postmodernizm tartışmalarının önemli kazanımlarından biri “mekân”ın bir çalışma alanı olarak literatüre girmesidir denilebilir. Coğrafya disiplinine yönelik yeni tanımların ve mekânın sosyal bilimler sahasına girmesi aynı zamanda gündelik hayat çalışmalarının çıkış noktasını da destekler niteliktedir. Cumhuriyet Dönemi’nin önemli edebiyatçılarından Samiha Ayverdi üzerine odaklanan bu çalışma, Ayverdi’nin günlük hayatın akışı içinde anılarına yer verdiği “Paşa Hanım” ve “İbrahim Efendi Konağı” isimli iki anı kitabı referans alınarak yürütülmüş ve buradan yazarın mekânsal algısına ulaşmaya çalışmıştır. Muhafazakâr kimliğiyle öne çıkan Türk Edebiyatı’nın önemli ismi Samiha Ayverdi için ailenin, komşuların, mekânların, olayların, değer yargılarının ve kültürün bir parçasını oluşturduğu gündelik hayat önemli bir yer teşkil etmektedir. Ayverdi, yaşadığı dönemin ünlü kişilerine, onların yaşam tarzlarına, kendi ailesine ve aile ilişkilerine, yaşadığı konağa ve çevresel mekânlara, Osmanlı Dönemi yaşam tarzına ve bu bağlamda dönemin kültürünü daha sonra da koruduğunu düşündüğü belli başlı coğrafyalara yapıtlarında yer vermiştir. Geniş bir coğrafyayı eserlerine taşıyan yazar, tasavvuf geleneğinin şekillendirdiği yaşamını büyük bir Türklük şuuru içinde geçirmiş ve bunu da eserlerine yansıtmıştır. Bu yönüyle Ayverdi’nin yapıtları bize mekânsal kurguların izini sürme fırsatını verirken aynı zamanda kendisinin bilişsel haritasına ulaşmamıza da olanak sağlamaktadır.

Anahtar sözcükler: Samiha Ayverdi, coğrafya, mekân, coğrafya algısı.

The Perception of Geography in Samiha Ayverdi’s Literature

It can be said that entrance of “place” to litearture as an area of study is one of the most important gains of postmodernism which came up in social sciences at the second half of the 20th century. At the same time, the fact that new definitions of geography and place have entered the social sciences supports thestudy of everyday life. This work focuses on the Republican Period and the author Samiha Ayverdi’s autobiographical works called “Paşa Hanım” and “İbrahim Efendi Konağı.” It aims to understand the author’s perception of place. For Samiha Ayverdi, family, neighbours, events, places, value judements and culture are important subjects and these are pieces of everyday life. Ayverdi mentions famous people who lived in her period, their everyday life, her family and family relations, her family’s mansion, the environment, life style in the Ottoman Empire, and in this respect she interprets main geographies. The author, who lives a religious mystic tradition has a specific Turkishness perception, and reflects this perception into her literary work. This paper aims to analyse this cognitive map.

Key words: Samiha Ayverdi, geography, place, geography perception.


Giriş

Bu çalışma, Cumhuriyet Dönemi’nin önemli kadın yazarlarından Samiha Ayverdi’nin hayatı üzerine odaklanmakta buradan hareketle kendisinin bilişsel haritasına ulaşmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla, çalışmada, Samiha Ayverdi’nin “Paşa Hanım” isimli anı kitabı referans noktasını oluşturmaktadır. Bununla birlikte Yazar’ın “İbrahim Efendi Konağı” isimli kitabı da çalışmaya kaynaklık etmiş, Ayverdi ise bu çalışmada edebiyatçı kimliğiyle yer almıştır.

Muhafazakâr, maneviyatçı, milliyetçi ve otoriter yönüyle ön plana çıkan Ayverdi’nin nasıl bir ailede nasıl bir hayat yaşadığı, eğitimi, toplumsal algısı, gezip gördüğü yerler, bulunduğu mekânlar, çevresi, tanıdıkları günlük hayatını yaşayış biçimini etkilemiştir.

Samiha Ayverdi için bazı değerler önemlidir ve bunlar O’nun yaşam tarzını belirlemiştir. Ahlak sahibi, erdemli, edepli, terbiyeli, maneviyatı güçlü bir kişi, O’nun için düzgün bir insan anlamına gelmektedir ve O’na göre insan, hayatı böyle yaşamalıdır. Açgözlü, hırslarına yenik düşen insanlar ise önünde sonunda kaybetmeye mahkûmdurlar. O’nun için maneviyat önemlidir; çünkü insan, “Hak” için yaşamaktadır. Aile ise yazar için her şeyin başıdır aslında. Ailede başlayan bir sosyalleşme süreciyle günlük hayatın yaşanış biçimi ve tercihler kişinin politik duruşunu da belirler. Ayverdi için de öyle olmuştur. Aile kimliği siyasal bir referans noktasıdır ve soyunun nereye dayandığına anılarında sıklıkla yer verir. Kendi ailesi ve hayatında bir şekilde var olmuş diğer aileler hep konu olmuştur Ayverdi’nin anılarına. Geçmiş aile hayatını özlemle anan yazar, aile yapısı bozuk olan tanıdıkları için de üzüntü duymaktadır.

Yazarın, günlük hayatını muhafazakâr bir kadın olarak yaşarken nasıl bir mekân algısı geliştirdiğine bakmayı amaç edindiğimiz bu çalışma, gündelik hayat anlayışına değinmeyi de zorunlu kılmaktadır.

Farkında olarak ya da olmayarak yaptığımız pek çok şey, sahip olduklarımız ya da olmak istediklerimiz, iletişime geçtiğimiz ya da geçmeyi düşündüğüz insanlar… Hepsi gündelik hayatımızın bir parçası. –Edebiyat, sanat, eğlence, gazetelerdeki haberler, reklamlar, kazalar da öyle… Bunlar gibi pek çok şeyi içeren ve nesnelerin, anlamların, mekânların bir parçası olduğu gündelik hayatımız toplumsal değer yargılarının içinde şekillenen ve daha çok onların kabulüne yönelik bir yapı.

Lefebvre gündelik hayatla ilgili olarak şöyle söylemektedir:

gündelik hayatı tanımlarken, içinde yaşadığımız toplumun gündelikliği (ve modernliği) doğuran özelliklerini saptamak zorunludur. Görünüşte anlamsız olgular arasından esas olan bir şey yakalayarak, olguları düzene sokarak onu tanımlamak, bu toplumun değişimlerini ve perspektiflerini tanımlamak söz konusudur. Gündeliklik sadece bir kavram olmakla kalmaz, bu kavram “toplum”u anlamak için bir ipucu olarak da alınabilir. Gündelik olanı, küreselliğin, devletin, tekniğin ve teknikliğin, kültürün (veya kültürün çözümlemesinin), vs. içine yerleştirmek gerekir”1

Burada Lefebvre, gündelik hayatın içinde şekillendiği toplumsal yapıların kendi değer yargılarını taşıdığına değinerek farklı toplumları anlamada gündelik hayat kültürüne bakmanın gerekliliğine vurgu yapmaktadır. “Modern Dünyada Gündelik Hayat” (1998) isimli kitabında maddi hayat ve kültür üzerine yapılmış araştırmalardan farklı bir çözümleme yöntemi seçtiğini belirten Yazar, “yatağın, dolabın, çeyizin tarihi son derece önemlidir” diyor Braudel’den yaptığı alıntıda. Fakat burada önemden bahsederken aslında önemli olanın “dolabın kendisinden ziyade onun bir üsluba sahip olmasıdır” diye ekliyor ve bunun bilinmesi gerektiğini belirtiyor.2 Bu dönemlerde en fazla kullanılan ve en basit olan şeylerin çevreye ve toplumsal tabakalara göre farklılık gösterdiklerini belirten Lefebvre, geçmiş toplumları ve içinde bulunduğumuz toplumu anlamak için onları ne ev, kıyafet, beslenme, mobilya şeklinde sistemlerine göre ayrıştırmanın ne de evrensel bir kavram olarak birleştirmenin uygun olacağını söylüyor.3 Böylece Lefebvre, aslında maddi olandan çok kültürel olana bakmanın gerekliliğini belirtmiş oluyor; çünkü maddi olana anlam katan da içinde bulunduğu toplumun değer yargıları, algıları; yani kültürü oluyor. İlerleyen satırlarda göreceğimiz gibi Samiha Ayverdi için de yetiştiği ortamın, aldığı tasavvuf ve tarih eğitiminin ve bu çerçevede sahip olduğu kültürün hayatına kattığı anlam maddi olanı da belirlemekte, anlamlı hale getirmektedir. Dolayısıyla, yazarın yaşadığı mahalle, oturduğu konak, gezip gördüğü coğrafyalar, okuduğu kitaplar aslında bir bütün olarak gündelik hayatının içinde şekillendiği kültürünün bir parçasıdır ve onun içinde değer kazanır.

Ünsal Oskay da gündelik hayatı şöyle tanımlıyor:

Gündelik hayat toplumun temel değerlerinin farklı toplumsal konumdaki insanlarca paylaşıldığı, öğrenildiği ve haklılaştırıldığı kültürel bir alandır. Alışverişe çıkma, mevsimlik ayakkabı seçimi, bir memurun konumuna uygun elbise satın alması gibi hayata ilişkin davranışları içerir”4

Gündelik hayatın ideolojik yönüne de vurgu yapan Ünsal Oskay “Gündelik hayatımız bir hayat tazını öğretir, benimsetir ve haklılaştırır. Bize bugünkü yaşamı, deneylerimiz, ampirik algılamalarımız çerçevesinde yaşadığımız hayatı olabilecek tek toplumsal hayat olarak gösterir.”5 diyerek iktidar ilişkilerini anlamak için siyasal alanla örtüşen gündelik hayata bakmanın gerekliliğini ve bunun da kültürel siyasal bir inceleme alanı olduğunu belirtmektedir. Mekânın ve mekânın kullanılış biçiminin gündelik hayatın bir parçası olduğu ve iktidar ilişkilerini açığa çıkardığı düşünüldüğünde yukarıdaki sav pekişmiş olmaktadır. Bir iktidar ilişkisinin ürünü olan kamusal alan – özel alan ayrımı sonucunda kadın ve erkek farklı mekânlara itilmekte, bu durum çoğunlukla kadının konumunu olumsuz yönde etkilemektedir. Erkek egemen iktidarın varlığı kadını kamusal alandan siler ya da onu yok sayarken diğer taraftan aslında ona özel alanda da yaşama şansı vermemektedir. Özel alanın yeni bir iktidar ilişkisine ev sahipliği yapması, kadını eve ama evde de yine kocasının hakimiyetine mahkum etmektedir. Dolayısıyla kadının mekânı kullanım biçimi belli sınırlılıklarla bağlı olarak değişiklik göstermektedir.

Politikanın gündelik hayatı etkilediği görüşüyle ve konuyla ilgili olarak benzer bir yaklaşıma sahip olan Henri Lefebvre de şöyle söylemektedir: “Gündelik hayatın eleştirel çözümlemesi ideolojileri açığa çıkaracaktır; gündelik hayat hakkında bilgi ise ideolojik bir eleştiriyi ve sürekli bir özeleştiriyi kapsayacaktır.”6

Samiha Ayverdi’ye baktığımız zaman, gerçekten de gündelik hayatının, O’na bir yaşam tarzını benimsettiğini, diğer taraftan da bu yaşam tarzını tek doğru olarak öğrettiğini söyleyebiliriz. İdeolojinin geçmişten günümüze gelen farklı tanımlamaları içinden “kişisel kanaatler” olanını seçecek ve bunu Samiha Ayverdi için düşünecek olursak da yazarın yaşam tarzının ideolojisiyle uyumlu olduğunu ifade edebiliriz. Bu doğrultuda yazarın hayata ilişkin belli ve sabit algıları olduğunu, yaşam tarzının sınırları belli kurallara göre şekillendiğini söylemek kolaylaşmaktadır. Muhafazakâr bir düşünce yapısına sahip olan yazar, çevresindeki insanları da bu çerçeveden değerlendirerek eleştirmektedir.

İktidar ilişkileri açısından baktığımızda, yazarın cinsel kimliğinden dolayı farklı mekânlara itilmekten kurtuluşunu “kadın” kimliğinden uzaklaşmakta bulduğunu söylemek mümkündür. Yazarın erkek egemen bir alan olan düşün dünyasında ve dolayısıyla kamusal alanda var olabilmesi “kadın gibi kadın” değil; “erkek gibi kadın” olmasına bağlıdır. Erkeklerin yanında cinsel kimliğinden, arzularından sıyrılmış bir kadın olarak durmak Ayverdi’nin alana girişini kolaylaştıracaktır. Bu bağlamda yazarın, çalışmamıza kaynaklık eden anı kitabına verdiği isim de hayli manidardır: “Paşa Hanım”. Bahsedilen Paşa Hanım, uzun süre komşuluk yaptıkları Bosna’lı bir Paşazade’nin, “gayet akıllı, dirayetli ve şahsiyetine güvenilir bir orta yaşlı kadın”7 olarak tanımlanan karısıdır ve erkeklere ait bir makam olan “Paşalık” burada kadını kamusal alanda var etme aracı olmuştur. “Paşa” nitelemesiyle birlikte “erkek gibi kadın” kadını görünür kılarken diğer taraftan da yüceltmektedir; çünkü bu makam aynı zamanda asalet ve saygınlığı da ifade etmektedir. Erkek ama “Paşa” erkek. “Erkek gibi kadın” ama kadınların içinde de “saygın ve asil kadın”. Zira Paşa Hanım da “öyle bir kadındı ki, kaşı gözü ile etrafı idare eder ve kalabalık konağında, kimseyi kırmadan, çevresindekilere bağırıp çağırmadan, yanındakileri evirip çevirirdi” ifadeleriyle yer bulmaktadır kitapta.

Yazarın diğer bir anı kitabı da “İbrahim Efendi Konağı”dır. Yazar, kitapta çocukluk yıllarına dair anıları İbrahim Efendi isimli şahsın konağında yaşanan olaylar üzerinden anlatmaktadır. Yazarın anılarına referans seçtiği konağın, reisi olan İbrahim Efendi’nin ismiyle anılması ataerkil toplum düzeniyle örtüşmektedir. Ailenin babası İbrahim Efendi’dir ve dolayısıyla evde söz sahibi, mal mülk sahibi, evin sahibi de İbrahim Efendi’dir. Konak da İbrahim Efendi’nin Konağı’dır. Yuval Davis, Lievesley ve Waylen, “Bütün milliyetçilikler gibi dinsel milliyetçilik de muhafazakârdır ve “muhafazakâr”, genellikle “ataerkil” anlamına gelir.”8 demektedirler. Samiha Ayverdi’nin milliyetçi ve muhafazakâr kişiliği -ki bu noktada İslam kendisi için önemli bir referanstır- göz önünde bulundurulduğunda ataerkil bir düzeni yazarın “olması gereken” olarak kabul ettiği düşünülebilir. Bu düşünce yapısı yazarın bahsedilen anı kitabına verdiği isimde de kendini göstermektedir.

Kimliğimizin, algılarımızın, yaşam biçimimizin içinde şekillendiği gündelik hayatın, farklı birçok yapıyı kapsayan, bireysel, toplumsal ve dönemsel olarak farklı yaşanan bir süreç olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte gündelik hayatı yaşarken toplumsal ve dönemsel olarak belli noktalarda benzerliklerin olduğunu söylemek de mümkündür. Bunları belirleyen şeyler ise siyasal, ekonomik, zaman zaman da doğal faktörlerdir; fakat gündelik hayatı sadece toplumsal ve zamansal olarak değil; mekânsal olarak da değerlendirmek gerekir. Postmodernizmle birlikte coğrafya disiplinine yönelik yeni tanımların ve mekânın sosyal bilimler sahasına girmesi, gündelik hayat çalışmalarının çıkış noktasını da destekler niteliktedir. Lefebvre, “Mekânın Üretimi” isimli kitabında “mekânın, çok uzak olmayan bir tarihe kadar yalnızca matematikçiler ve filozoflar tarafından ele alınan bir konu olduğunu” söylemekte; ayrıca, Marx’ın yazılarından çıkardığı bir üretim kavrayışıyla mekânın gerçek üretimini çözümleyerek toplumsal bir ürün olduğu sonucuna varmaktadır.9 Mekânın toplumsal bir ürün olması ise onun üretilen bir şey olduğu ve toplumların kendi mekânını ürettiği, bunun da tarihsel, kültürel, sosyo-politik koşullara bağımlı olduğu; yani toplumdan topluma değişiklik gösterdiği anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu durum mekân algısını da etkilemektedir. Buna bir de aile yapısı, din, eğitim düzeyi gibi bireysel faktörleri eklersek mekân algısının kişiden kişiye oldukça farklılık gösterdiğini söylemek kolaylaşır. Çalışmamızın konusunu oluşturan Samiha Ayverdi’nin mekân algısı saydığımız etkenler dolayısıyla değişkenlik göstereceğinden öncelikle Samiha Ayverdi’nin kim olduğuna kısaca değinmek istiyoruz.

Devamını oku...
 

Ayverdiler...

E-posta Yazdır PDF

Ayverdiler...

Samiha Ayverdi - Ekrem Hakkı  Ayverdi - İlhan AyverdiDİYEBİLİRİM ki bu zirve şahsiyetler arasında "hanımefendi ve beyefendi" sıfatlarını, bütün incelikleriyle kendilerine en çok yakıştıranlar "Ayverdiler"dir...

"Niçin Ayverdi kardeşler değil de Ayverdiler" diyecek olursanız cevabım şudur... İki Hanımefendi ve bir beyefendinin derinleştirdiği ve ferahlık dağıttığı; Allah, vatan, millet ve devlet sevgisi aşıladığı bir bahar iklimidir Ayverdi Ailesi...

"Ayverdi Kardeşler"in yaşça, başça büyüğü olan Ekrem Hakkı Ayverdi beyefendinin sevgili eşi İlhan Ayverdi ablamız, Kabaklı hocanın mektep arkadaşıdır. Her daim yüzü gülen, dîli ve dili gülen, tevazuyu Allah vergisi olarak taşıyan, "hayra karşı" hayır içre gayretli bir ilim ve edeb insanıdır... Allah sağlıklı nice uzun ömürlerle başımızdan eksik etmesin ve o "dîl mangalında" ısıtılmış dualarından mahrum etmesin bizleri...

Rahmetli Ekrem Hakkı Ayverdi beyefendi, zirveleştikçe şefkat dağıtan, bu şefkatiyle, nezaketiyle, ilmiyle hürmet duyulan ve çok sevilen bir "baba dostu" idi benim için... Karşılıklı ev ziyaretlerinde, Kubbealtı buluşmalarında ondan hiç "lâf" duymadım. Kelâm ehli idi ve sözün hasını dinletirdi, nüktelerle ve hatıralarla süslediği sohbetlerinde...

Ve Sâmiha Ayverdi... Etrafında dalga dalga çoğalan sevgi hâlesinin "Sâmiha Annesi", ağabeyi Ekrem Hakkı Ayverdi gibi, hayatını millet hizmetine adayan "Müslüman Türk Hanımefendisi"...

Devamını oku...
 

2 Dünya 1 İnsan

E-posta Yazdır PDF

Tarih: Şubat 2014

I. DÜNYA SAVAŞI PATLAK VERDİĞİNDE DOKUZ, TÜRKİYE CUMHURİYETİ KURULDUĞUNDA ON SEKİZ YAŞINDA OLAN SÂMİHA AYVERDİ, 1993 YILININ MART AYINDA ARAMIZDAN AYRILDI.

2 Dünya 1 İnsan

2 Dünya 1 İnsan

İki dünyaya tanıklık eden bu münevver insanın çocukluk ve gençlik hatıralarını 1974 yılında yayınlanan Bir Dünyadan Bir Dünyaya adını verdiği kitapta okuyabilirsiniz. Onu değerli kılan bir özelliği ise İslam ve tasavvuf çarkında; ilim ve irfan sarkacında gidip gelen hayat öykülerini anlattığı romanları. İlk romanı yayınlandığında yıl 1938’di. Ardından fikrî, ictimaî ve tarihî eserler geldi. Üzerinde yaşadığımız topraklara kendisini vakfeden bir yazar olan Sâmiha Ayverdi, vefatına kadar da okurlarının ruh ve fikir dünyasına kazandırdıklarının yanı sıra akademiyi besleyen yazılarıyla da adeta bir ekol oldu. Ayverdi’nin Türk-İslam terkibi ile kaleme aldığı eserleri bugün, kurucularından olduğu Kubbealtı Vakfı tarafından basılmaya devam ediyor.

Kaynak: http://www.skylife.com/tr/2014-03/2-dunya-1-insan

 

Hatıraları var o da bize kaldı

E-posta Yazdır PDF

O da Bana Kalsın 

Osmanlı'nın yıkılışına, Cumhuriyet'in kuruluşuna, Tek Parti ve Demokrat Parti dönemlerine şahitlik eden Samiha Ayverdi Külliyatı’nın ‘O da Bana Kalsın’ adlı 42. kitabı yayınlandı.  

Kubbealtı Neşriyatı, son devir kültür ve edebiyâtımızın önemli isimlerinden biri olan Sâmiha Ayverdi külliyatını yayınlıyor bir süredir. Külliyatın 42. kitabı ‘O da Bana Kalsın/Röportajlar, Anketler’ adı altında okura sunuldu. Bir Osmanlı ve İstanbul hanımefendisi olan Ayverdi, Osmanlı’dan Cumhuriyete uzanan hayat serüveniyle geçmiş ile günümüz arasında köprü vazifesi görmüş ve bu vazifesini hakkıyla yerine getirmiş önemli şahsiyetler arasında yer alıyor. Ayverdi’nin 1905 Ramazanı'nın Kadir Gecesi'nde, Şehzâdebaşı semtinde başlayan hayat yolculuğu, Osmanlı'nın yıkılışına, Cumhuriyet'in kuruluşuna, Tek Parti ve Demokrat Parti dönemlerine şahitlik eden uzun bir yolculuğun ardından 1993 yılında tamamlanmış. Mütefekkir ve mutasavvıf Ken'an Rifâî’den manevi feyiz alan Ayverdi çok sayıda eser bıraktı geriye. 1970 senesinde ağabeyi Yüksek Mühendis Mimar Ekrem Hakkı Ayverdi ve onun eşi İlhan Ayverdi ile birlikte Kubbealtı Cemiyeti'nin kurulmasını sağladı. ‘Batmayan Gün’, ‘Ateş Ağacı’, ‘İstanbul Geceleri’, ‘Ken’an Rifai ve 20. Asrın Işığında Müslümanlık’, ‘İbrahim Efendi Konağı’, ‘Boğaziçinde Tarih’ hemen akla geliveren unutulmaz yapıtları arasında yer alır. Samiha Ayverdi Külliyatı’nın 42. kitabı olan ‘O da Bana Kalsın’ da yazarın 1949’dan 1993’e kadar basında kendisiyle yapılan röportaj ve anketlere verdiği cevaplar ile radyo ve televizyon konuşmalarının yanısra neşredilmemiş iki konferansı da yer alıyor. 1952’de İstanbul Ekspres’ten Selahaddin Güngör’e verdiği röportajında hayatın gayesini şöyle açıklamış değerli romancımız ‘Bence hayatta gaye, ne muharrirlik, ne sanatkarlık, ne alimlik, ne kaşifliktir. En büyük hüner iyi insan olabilmektir.’

Geride kırk civarında eser ve talebelerini bırakan Ayverdi’nin düşünceleriyle hemhal olmak günümüz kuşakları için niçin önemli? Bu sorunun cevabını, Ayverdi’nin eserleri üzerine incelemelerde bulunan Doç. Dr. Zekeriya Başkal oldukça çarpıcı bir biçimde dile getirir: ‘Ayverdi, Batı'nın Tanzimat'la birlikte artık devlet eliyle sürdürülmeye başlayan hegemonyasına sessiz sedasız ama cesurca ve tekrar tekrar karşı çıkar. Hemen her şeyin ceberut bir şekilde Batı'ya endekslendiği, aydınların büyük çoğunluğunun Batı'yı tek ve mutlak değer merkezi olarak aldığı bir dönemde Ayverdi, hatıralarını, ev yaşantısını, evi, ev eşyalarını, mahalleyi, şehri ve insanı anlatarak adeta başka bir medeniyetin, başka bir hayat tarzının var ve mümkün olduğunu farklı vesilelerle tekrar tekrar dile getirmiştir.’

Devamını oku...
 

İsmiyle Müsemmâ Bir Aydın: Sâmiha Ayverdi

E-posta Yazdır PDF

15.03.2013
Hüseyin HATIL

Sâmiha, Türkçe’de; cömetlik, eliaçıklık olarak anlam buluyor, tıpkı Sâmiha AYVERDİ’de olduğu gibi… Dünyadan maddî hiçbir beklentisi olmayan Sâmiha AYVERDİ, ilmini, zamanını, birikimini ve maddî varlığını gelecek nesillerin kültürlü, ahlâklı ve eğitimli olmasına harcayan, gerçek bir Türk Aydınıdır.

Sâmiha Ayverdi’nin adını ilk kez üniversite yıllarında “Edebî ve Mânevî Dünyası İçinde Fâtih” kitabını okuduğumda görmüştüm. Kitaba meraklı biri olarak daha sonra birçok eserini okuduğum Sâmiha AYVERDİ’yi bir yazardan öte bir münevver ve mütefekkir olarak tanımam çok sonraları olmuştur. Sâmiha AYVERDİ ve ağabeyi Ekrem Hakkı AYVERDİ öncülüğünde kurulan Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı’nın, görev yaptığım okula ve öğrencilerimize karşı gösterdiği yakın ilgi beni, bu müesseseyi yakından tanımaya ve dolayısıyla da rahmetli Sâmiha AYVERDİ’yi özel bir ilgi ve merak ile araştırmaya, okumaya ve anlamaya sevk etti.

"Gerçek aydın kimdir?" sorusunun sıklıkla sorulduğu günümüzde, Sâmiha AYVERDİ’nin hayatı ve bıraktığı ölmez eserler, “gerçek aydın” sorusunun da cevabıdır aslında. Çünkü günümüz aydını, sırça köşklerden halka rağmen halkçılık yapmaya çalışırken; O, Türk Milletinin temel taşı diyebileceğimiz mânevî atmosfere eğilmiş ve toplumsal sorunları tespit etmekle kalmamış çözümün reçetesini de sunmuştur. Devletin kalbi İstanbul’da geçen çocukluğu ve ailesinin münevver şahsiyetlerden teşekkül etmesi, Onda büyük bir birikime ve felsefî bir doluluğa vesîle olmuştur. Bu birikim ve Osmanlı’nın çöküş döneminde yakından şâhit olduğu acılar, Onun kalemine de yansımış ve tarihten çıkarılması gereken dersleri hikâye ve romanlarında sunarken, makaleleri ve mektuplarıyla tespit ve tavsiyelerini ortaya koymuştur.

Devamı: http://www.yenimakale.com/ismiyle-mustesna-bir-aydin-samiha-ayverdi.html#ixzz2OrxpbjUL

 

Samiha Ayverdi'nin Romancılığı

E-posta Yazdır PDF

Ankara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Araştırma Görevlisi Emine Gözde Özgürel'in, Türk Edebiyat ve Kültür Dünyamızın en önemli ve üretken yazarlarından biri olan aynı zamanda da TÜRKKAD Türk Kadınları Kültür Derneği’nin kurucusu olan Muhterem büyüğümüz Samiha Ayverdi'nin romancı kimliğini farklı boyutlarıyla ele aldığı, 2011 İLESAM-AKÇAĞ İnceleme-Araştırma Dalı'nda Birincilik Ödülü kazanan "Samiha Ayverdi'nin Romancılığı" adlı çalışması AKÇAĞ KİTAPEVİ tarafından basılmıştır. Kitap, 24 Mart 2013 Pazar günü, Ankara 7. Kitap Fuarı'nda, ilk kez olarak okurla buluşmuştur. Kitapseverlere duyrulur…

Devamını oku...
 

Hatıraları hayallerinden güzel olan yalnız bir hanımefendi: Sâmiha Ayverdi

Yazdır

DOÇ. DR. ZEKERİYA BAŞKAL - İPEK ÜNİVERSİTESİ

Sâmiha Ayverdi, o ipeksi, saltanatlı, muhalif ve edepli ihtişamıyla bu dünyayı terk edip başka bir âleme göçeli yirmi yıl olmuş. 

1905 yılında başladığı hayat yolculuğu, Osmanlı'nın yıkılışına, Cumhuriyet'in kuruluşuna, Tek Parti ve Demokrat Parti dönemlerine şahitlik ederek uzun bir yoldan geçip 1993 yılında tamamlanmış. Ardında, yetiştirdiği öğrencilerini ve kırka yakın eserini bırakmış. Ayverdi'nin eserlerine baktığımızda, kuyumcu titizliği ve tecrübesiyle işlenen bir dile sahip olduğunu görürüz. Ayverdi, en zor zamanlarda en cesur fikirleri ifade etmiş, yanlış olduğuna inandığı şeylere karşı isyan etmiş ve bu isyanını istikrarlı bir şekilde yazarak dile getirmiş biridir. Ayverdi, erkeklere, Avrupalılara, başkalarına özenerek yazan ve düşünen değil, bir kadın olarak, bu toprakların ve bu toplumun sesi olarak yazmış ve yaşamış biridir. Ayverdi, ilk olmak adına acemi okul çocuklarının yapabilecekleri denemeleri yenilik adına sunmuş biri değil, aklının, kaleminin, birikiminin ve ufkunun onu götürdüğü yere cesurca, zarifçe ve sabırla gitmiş biridir. Romandan hatırata, şehir tarihinden siyasi konulara kadar pek çok konuda yetkin ve orijinal eserler ortaya koymuş, üslup sahibi velut bir yazardır. Ancak bütün bunlara rağmen Yüz Temel Eser arasına girdiği için ismi biraz daha görünür hale gelen İbrahim Efendi Konağı adlı eseri dışında Ayverdi, hâlâ anlaşılmamış, hatta hâlâ okunmamış bir yazardır.

Ayverdi'nin kırka yakın eserini okurken ilk dikkatimizi çekecek şey onun dilidir. Bir sehli mümteni örneği olan dil, farklı akıntıların döküldüğü bir denizin zenginliklerini sunar bize. Bu dil, yazarın şahsi sergüzeştini anlatırken de, Tavuk Pazarı'ndaki batakhaneleri naklederken de aynı güç ve güzelliktedir. Ayverdi, işlene işlene artık zihin haritamızın bir parçası haline gelmiş kelimeleri, sağlam ve zarif bir cümle yapısıyla okura sunar. 21. yüzyılın mekanik ve yoksul diline alışmış okur, Ayverdi'yi okurken adeta nereye dikkat edeceğine şaşırır ve eğer birazcık anadil zevkine ve sabır sermayesine sahipse, güçlü bir anlam örgüsü, enfes bir dil musikisi ve iç içe geçmiş anlam sarmalının çağlayanında bir sarhoşluk yaşar. Tanpınar'ın Ziya Paşa'nın ölümünü anlattığı o uzun ve sağlam cümleye çok benzeyen cümleler, Ayverdi'de adeta tropikal bir sağanak halinde tekrar tekrar ve şaşırtıcı şekillerde karşımıza çıkar. Çıkar da dilimizin güzellikleri başta olmak üzere, bize unuttuğumuz pek çok şeyi hatırlatır.

Devamını oku...
 

Yirminci Asrın Ahmed-i Yesevi'si Samiha Ayverdi Hanımefendi

Yazdır

"Vefatının 20.yılında Samiha Ayverdi, Mehmet Emiroğlu'nun kaleminden"

YİRMİNCİ ASRIN AHMED-İ YESEVİ’Sİ SAMİHA AYVERDİ HANIMEFENDİ

O yalnız kendisinin elini öpüp sohbetlerini dinleyenlerin değil, bütün Türk milletinin annesi idi, O vatan anaydı. O, yalnız Türkiye sınırları içinde  yaşayanların değil, dünya üzerinde yaşayan tüm Türklerin anası idi. Çünkü bütün Türklerin derdi O’nun derdi idi. O, bütün İslam aleminin de anası idi. Tüm Müslümanların dertleri ile ilgilenirdi Türklerin birlik olup siyasi, iktisadi ve askeri bakımından kuvvetli olmadıkça İslam aleminin kuruluşunun mümkün olmadığını söylerdi.

Tarihte misali görülmüştür; Türklerin dünya sahibinde söz sahnesinde  olduğu asırlarda, bütün İslam alemi rahat ve huzur içinde yaşamıştır. Bu sebepten dolayıdır ki, O'nun birinci derdi Türkiye Cumhuriyeti devletinin gelişip güçlenmesi idi. Bunun yalnız askeri ve ekonomik alanda değil, ilimde fende ve teknolojide de olması en büyük dileği idi. Bu arzularının tahakkuku için de, gelen nesillerin ahlaken de sağlam kuvvetli olmasını arzu ederdi. Ömrü boyunca bunların tahakkuku için çalışmıştır.

Anadolu’nun Türkleşip  İslamlaşmasında Ahmed-i Yesevi okulundan yetişenlerin ve onların yetiştirdiklerinin ivazsız garezsiz olarak Anadolu Türklüğünü nasıl mayaladıklarını bildiği için, o da aynı mayayı günün  şartlarına uyarlıyarak mayalamaya devam etmiştir.

Devamını oku...
 
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »


Sayfa 1 - 5