SâMİHA AYVERDİ

Mütefekkir - Yazar

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

BİRBİRLERİNİ GÖRMEDEN KONUŞANLAR

E-posta Yazdır PDF

BİRBİRLERİNİ GÖRMEDEN KONUŞANLAR

Emekli olduktan sonra İsparta’da oturan Nazik Erik Hanımefendi, zaman zaman Konya’ya gelirlerdi.

Bu arada müşterek dostlarımız olmuştu. Bu dostlardan birisi de Nakşi büyüklerinden Koç Mehmet lakâplı zattı. 

Nakşî dervişi olmasına rağmen çok toleranslı, ileri görüşlü bir kimseydi. Birlikte ziyaretine giderdik. Sohbetler olurdu. Bir defasında sohbet sırasında Koç Mehmet:

-Nazik hanım şimdi nerede? diye sordu, bizim hanım da cevaben:

-İşini memleketi olan İsparta’ya nakletti. İsparta eğitim Enstitüsünde hocalık yapıyor, deyince; Koç Mehmet:

-Hoca hanımla beni evlendirin de maaşını birlikte yiyelim, dedi.

Biz cevap vermedik, sükût ettik, araya lâf karıştı. Aradan aylar geçti. Nazik Hoca Konya’ya geldi. Yine birlikte ziyaretlere çıktık. Rahmetli Süleyman Dede Efendi’yi ziyaret ettik, kapısının önüne çıktıktan sonra :

-Efendim, Koç Mehmet’e gidecek misiniz? diye sormam üzerine Nazik Hanımefendi:

-Şaka da olsa o söz üzerine oraya gitmem artık dediler.

Halbuki biz hoca hanıma Koç ile aramızda geçen konuşmadan hiç bahsetmemiştik.

Hoca, İsparta’ya döndükten sonra biz hanımla Koç’un ziyaretine gittik. Hoca’nın sözlerinden zahirde hiç haberi yoktu. Ama bize aynen şunları söyledi:

-Ben Nazik hanım’ı olgun bir dervişe bilirdim, bir şaka yapmak istedim, o bu şakayı yanlış anladı. İnsan kardeşi ile evlenir mi? O, benim kardeşim dedi. Daha neler konuşuldu ise orda kaldı.

Aradan zaman geçti. Hoca Hanım Konya’ya geldi. Bazı ziyaretlerden sonra bana:

-Koç Mehmet ağa’yı ziyarete gideceğiz artık, dedi. Ziyarete gittik. Fakat yüz yüze görüşmede aralarında geçen bu manevi cilveden ikisi de hiç bahsetmediler. 

Hoca Hanım’ın bir başka menkîbesi:

Bizim küçük kızımız İsparta Eğitim Enstitüsünde bir sene okudu ve Hoca Hanım’ın evinde kaldı. Hafta sonları kız kardeşi Pakize Hanım’ın evine gidermiş. Onlar da kızımıza anahtar vermişler.

”Biz olmadığımız zaman açar eve girersin” demişler. Öğrenim yılı tamam olunca kızımız Konya’ya dönerken anahtarı vermeyi unutup yanında getirmiş. Rahmetlik oldu, komşumuz ve samimi dostumuz Veysel Öksüz’le arabayla anahtarı vermeye gittik. İsparta’ya, o tarihte bir anahtar 25 kuruşa yapılırdı. Ama Hoca Hanım’ın sohbetini dinlemeye İsparta’ya yemeğine gidilirdi. Akşam ezanları okunurken hocanın evine vardık. Evde yoktu. Kardeşinin evindeydi, kapıyı çalıp içeri girdik. Hoca Hanım:

-İşte sahipleri geldiler, dedi. Biz neyin sahibi deyince kardeşi meseleyi anlattı. Hoca Hanım akşam yemeği hazırlarken üç servis fazladan koymuş, kardeşi de bu kadar tabağa gerek yok! deyince Hoca hanım,

“Onların sahipleri gelmek üzere” demiş. Sonra biz zile basmışız... 

* Kültürümüzün Köşe Taşları - Mehmet EMİROĞLU, sayfa: 53