SâMİHA AYVERDİ

Mütefekkir - Yazar

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Efendimsin cihânda i’tibârım varsa sendendir...

İSMET BİNARK'IN TÜRKKAD'DA VERDİĞİ KONFERANS

E-posta Yazdır PDF

MUTASAVVIF VE MÜTEFEKKİR YAZAR

SÂMİHA AYVERDİ’NİN

TARİHİMİZ İLE İLGİLİ TESBİT VE TAHLİLLERİ

İsmet Binark

TÜRKKAD

ANKARA, 19 Şubat 2012


Sizleri hürmetle selâmlıyorum...

Kendisine ezel-i âzelde bahşedilmiş mânâ güzelliklerini, hakîkat sırlarını, kitleye duyurma yolunda, ömrünün her nefesini vatanı ve îmanı yolunda tüketmiş, gönlü ve durağı Hakk adı ile mühürlenmiş, Allah’ın seçilmiş velî kullarından; Türk milletinin son dönem îman, fikir ve kültür hayatında önemli bir yeri olan, mutasavvıf, mütefekkir ve mürebbî, cennetmekân Sâmiha Ayverdi’yi Cemâle yürüyüşünün 19’uncu senesinde, tükenmeyen bir özlem ve minnet duygularımızla bir kere daha rahmetle anıyoruz... Mânevî teveccühleri üzerimize olsun!..

Bir vefâ örneği göstererek, O’nu Hakk’a yürüyüşünün 19’uncu senesinde anmayı bir vazîfe bilen Türk Kadınları Kültür Derneği Genel Merkezi’ne, değerli genel başkanı ve yönetim kurulu üyelerine huzurlarınızda teşekkür etmeyi, sizler ve şahsım adına yerine getirilmesi gereken zevkli bir görev bilmekteyim...

O’na olan bağlılık, özlem ve muhabbetimizin yanında; şüphesiz O’nun yoluna hizmet borcumuz da vardır... O’nun yolunda yürümeğe çalışan bizler, fikir ve prensiplerinin, hizmet anlayışının, gâyesinin tâkipçisi ve mânevî mîrâsçılarıyız. Sâmiha Ayverdi’nin bu mânâda vârisleri olmak, bizlere kaçınılmaz mes’ûliyetler yüklemektedir. Bu mes’ûliyetlerimizi asla gözardı edemeyiz!..

Konuşmamızın başlık ve muhtevâsı, “Mutasavvıf ve Mütefekkir Yazar Sâmiha Ayverdi’nin Târihimiz ile İlgili Tesbit ve Tahlilleri”dir.

Ancak konuşmamıza geçmeden önce, O’nu tanımayan, eserlerini okumamış, O’nun gönül ve ruh iklimini teneffüs etmemiş olanlar için Sâmiha Ayverdi’yi kısaca tanıtmak isteriz. ...

konuşma metninin tamamı için tıklayınız >>

 

Ayverdi'nin kahramanlarını bulduk!

E-posta Yazdır PDF
İbrahim Efendi Konağından Saçlı Abdülkadir Haziresine…
 
Eyüpsultan’da tarihin tozlu sayfaları arasında gezintiye devam ediyoruz. Bugünkü durağımız Saçlı Abdülkadir Efendi mescidi haziresi… Saçlı Abdülkadir Efendi mescidi; Kalenderhane Caddesi üzerinde ve Eyüpsultan Camii kıble yönüne göre meydanın sağ tarafında, 1957 tarihinde açılan Eyüp-Edirnekapı Bulvarı’nın da karşısında yer alır.
 
Meydan tanzim edilirken sol tarafındaki Eskikavaflar Sokağı kaldırıldığından mescit köşede kalmıştır. Bu mescid Şeyhi lakabı ile meşhur Şeyhülislam Abdülkadir Efendi tarafından 1537 (944) tarihinde vefat eden babası, Sivasi Tekkesi Şeyhi Abdürrahim Efendi’nin kabri üzerine yapılmış fevkani bir mescittir.
 
Mescidin haziresinde 16.- 19. yüzyıllara ait devlet ve din büyüklerinin mezarları bulunmaktadır. Bunlar arasında ünlü Türk Atabeyi, Şeyhülislam Hoca Sadeddin Efendi’ye ait sütun mezar taşı gerçekten görülmeğe değerdir. Ancak bizim üzerinde durmaya çalışacağımız mezarlar, Yahya Kemal Beyatlı’nın: “Türkçe, ağzımda annemin sütüdür” ifadesine denk düşen bir üslupla, Rahmetli Samiha Ayverdi Hanımefendinin kaleme aldığı “İbrahim Efendi Konağı” isimli eser ve onun kahramanları ile ilgilidir.
 
Edebiyat tarihimize haklı olarak damgasını vuran bu şaheser aynı zamanda benimde okumayı sevmeme vesile olmuştur.
 
Saçlı Abdülkadir Efendi mescidi haziresi denen bu hazirede Osmanlı devlet ricalinden İbrahim Ata Efendi’nin kendisi, annesi, babası ve halasının, büyük bir ihtimal ile büyük kızı Şevkiye Hanım’dan olan torunu Ratibe hanımın mezarı da vardır. Hamidi fesli mezar taşındaki yazılardan Kadiri olduğu anlaşılan İbrahim Efendi’nin, komşusu Hattat Aziz Efendi tarafından celi sülüs hat ile yazdığı mezar taşında şu ifadeler yer almaktadır:
Devamını oku...
 

Samiha Ayverdi Çeşmesi - Medeniyetin Ruhu

E-posta Yazdır PDF

Samiha Ayverdi ÇeşmesiModern hayatın bir hastalığı da ilerlemenin kendisi ile ilgili olması yalanı olsa gerek. İlerleme teknolojiden mimariye her alanda insanın dışında gerçekleşen bir durum oysa. Devletlerin Sanayi İnkılâbı sonrası ideolojileri, popüler kültürün dayatmaları her alanda zihinlerimizde oluşturdukları değer yargıları sanki insanın ilerleyen bir varlık olduğunu peşin kabul haline getirdi.

Medeniyetler teknolojinin yardımıyla ilerleyecek. Buna kimsenin bir itirazı olamaz. Ancak medeniyetleri meydana getiren insan faktörü devreye girince teknolojik gelişmeler bir yerde iflas ediyor. Etrafımıza baktığımızda bu değişimi çıplak gözle gözlemlememiz mümkün. Yalnızca mimari alandaki gelişmelere baksak dahi bunu rahatlıkla anlayabiliriz. Şehirlerimiz, mahallemiz, sokaklarımız, alışveriş merkezlerimiz... Kılık kıyafetimize varıncaya kadar insan ürünü olmasına rağmen modernizmin kıskacından kurtulamayan bir çevre ve yaşantının içinde olduğumuzu görmek mümkündür.

Eskiler "bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete" derlerdi modernizmin bazı uygulamaları karşısında şaşkınlıklarını belirtmek için.

Cem Karaca bu çelişkili durumu ortaya koymak adına ne güzel söylemiş "Bindik bir alamete / Gideoz kıyamete / Yol dediğin yol gibi / Ulaşmalı bir yere / Biz dön baba dönelim / Geliyoz aynı yere / Bu döngü kısır döngü / Başı var da sonu yok / Dönüyom dönemiyom / Sonunda bir çıkış yok..."

İnsan, gelişen bir varlık mı yoksa teknolojinin her geçen gün esiri olan, zayıflayan ve ruhundan, yeteneklerinden bir şeyler kaybeden; onun emrine girip teknolojiye tapınmaya başlayan bir nesne mi? Bu soruya vereceğimiz cevaplar içimizde gizli duran ancak ortaya çıkmakta bazen zorlanan kültürel kimlik ve bu kimlikle çeliştiği iddia edilen modern hayat arasında gidip gelecektir uzun bir süre daha.

Çoktandır uğramadığım Kır Kahvesine uğramak ve Çaybaşı'ndan yukarıya doğru eski değirmenlerin olduğu mekânda soluklanmak amacıyla gittiğimde çok güzel bir sürpriz karşıladı beni. Bu çok hoş sürprizden haberim olmamıştı. Bir ay içerisinde gerçekleşen bu duruma ziyadesiyle sevindim. Şehzade Şehirde yaşama adına biraz daha direncim arttı.

Efendim, Evliya Çelebi'nin ifadesine göre Saruhan ilinde bir zamanlar 3000 çeşme vardır. Ancak bunlardan 50 civarında çeşme günümüze gelebilmiştir.

Manisa Çaybaşı Mahallesinden Karaköy'e doğru sıralanan değirmenler Dumanlı Dağ (Spil Dağı)'dan dan gelen yayla sularıyla çalişırdı. Ancak şu anda bunlardan ancak birkaç resim kaldı yadigâr. Değirmene su sağlayan Yayla Suyu ise mahzun, yalnız ve işe yarayamamış olmanın haleti ruhiyesi içerisinde akmaya devam ediyor her daim.

Suyun lezzetini bilen, mahalleyi tanıyanların hala uğrak yeri olan Kır Kahvesi ve Yayla Suyu bu günlerde ayrı bir sevinç yaşıyor. Suyun boşa aktığını gören hayırseverler seferber olmuş ve Yayla Suyu'na bir çeşme yaptırmışlar.

Manisa ve tarih aşığı Gülbin Öztürk'ün maddi manevi çabalarıyla Mimar Aydın Yüksel Beyefendinin planını çizdiği Perihan Küey Hanımefendinin maddi manevi katkılarıyla inşa edilmiş olan Samiha Ayverdi Çeşmesi klasik Osmanlı çeşme üslubuyla yapılmış. İnce sanat ve fikir dünyasının ürünü olan Samiha Ayverdi Çeşmesi bölgeye ayrı bir güzellik katıyor. Hele hele Türk mütefekkiri, örnek şahsiyet Samiha Ayverdi adına yaptırılan çeşme etrafa yeni ümit tohumları ekmeye aday görünüyor.

Devamını oku...
   

ON DOKUZUNCU YIL

E-posta Yazdır PDF

Zeynep Göze Uluant

Bugün 22 Mart 2012. Bundan tam on dokuz sene evvel bir ramazan sabahı, mütefekkir yazar Sâmiha Ayverdi'yi kaybettik. Bayramın ilk günü Merkez Efendi'deki âile kabristanına defnedilirken öğle güneşinin sıcaklığını sırtımda hissetmiştim. Ilık bir mart havasıydı tıpkı bugün gibi…

Aziz ve rahmetli büyüğüm Fethi Gemuhluoğlu, seneler evvel onun bir resmini gördükten sonra hayranlık ve takdirle "bulut gibi" deyivermişti. Öyle bir bulut ki rahmeti kitaplarıydı. Üstelik sessiz sedâsız ve iddiasızca girdiği Bâbıâlî'nin en velûd ve başarılı yazarlarından biri olmasına karşılık acaba bugün kendisini kaç kişi tanımaktadır? Şüphesiz bu sorunun cevabı, tanınması gerektiği kadar tanınmadığı olacaktır. Zira o, bu menzile hiç bir iddiası olmadan fakat ulvî bir gaye ile girmiştir. Bu sebeptendir ki kimseden korkmadan, çekinmeden, dokuz köyden kovulmayı göze alarak fakat seviyesini de düşürmeden mücadeleyi tercih etmiştir. Birçoklarının yaptığı gibi tanınmak adına gayesinden vaz geçmek onun lugatinde yoktu. İşte bunun içindir ki Sâmiha Ayverdi'nin okul kitaplarında adı yoktur. Kendisinin bir metnine dahî resmi okul yayınlarında rastlayamazsınız.

Devamını oku...
 

SÂMİHA AYVERDİ'nin Târihe Bakışı

E-posta Yazdır PDF

Ayhan PALA

Sâmiha Ayverdi'nin târihle ilgili eserlerinin ve bu eserlerinde ele aldığı konuların çeşitliliği bu kısa tebliğ çerçevesinde onun bütün görüşlerine yer vermemize imkân vermemektedir. Onun için biz bu tebliğimizde bazı ana çizgileri vermekle yetineceğiz.

Sâmiha Ayverdi'nin târih görüşünü doğru bir şekilde değerlendirebilmek için onun mütefekkir bir mutasavvıf olduğunu hatırdan çıkarmamak gerekir. Sâmiha Ayverdi târihle ilgili eserlerini târih ilmine katkıda bulunmak için değil, Türklüğü yeniden ayağa kaldıracak değerleri târihten çıkarmak ve geleceğe sunmak için yazmıştır. Bu görüşümüz onun târihle ilgili fikirlerini en fazla yansıtan eseri olan Türk Târihinde Osmanlı Asırları kitabının önsözünün ilk cümlelerinde şu şekilde ifade edilmiştir:

Türk Târihinde Osmanlı Asırları "Bu kitap ne bir târihtir, ne de bir ilim ne müracaat eseri. Belki akademik sınırlara, ilmi nizam ve şekillere bağlı bulunmayan, fakat her satırı ile otantik olmağa çalışan bir fikir kitabıdır. Öyle ki, Türk târihinin seyir ve tekamülü ardınca yürüyebildiğimiz ölçüde atılmış bu birkaç adım, iki büyük Türk Devletinin dünya târihi muvacehesindeki medeni ve içtimaî değerlerinin, uzaktan yakından münasebet kurmak vaziyetinde olduğu milletlere ve nihayet dünyaya neler getirdiğini, umumi çizgileriyle tayin ve tesbit edebilmek gayretinin naçiz bir mahsulüdür."

Sâmiha Ayverdi "halka hizmet Hakka hizmettir" düsturunu öne çıkarmış bir tasavvufi anlayışın müntesibi olarak bütün eserlerini bu gayenin tahakkuku için yazmış ve bütün faaliyetini bu davaya hasretmiştir. Onun Türk cemiyeti için nerede bir tehdid görse hemen harekete geçmesi, o konuda bir kitap yazması veya diğer fikrî mücadele yollarına müracaat etmesi bu anlayışının tezahürleridir. Bu cümleden olarak Rus tehdidi, misyonerlik, Ermeni meselesi gibi konulardaki kitapları ve diğer faaliyeti hatırlanmalıdır. Türk cemiyetinin târih, din, dil gibi değerlerine ve aile gibi müesseselerine yönelik tehdidlere karşı mücadelesi ve bu konularda doğru gördüğü istikamette kamu oyu oluşturma gayretleri hep bu hassasiyetin neticeleridir. Esasen onun bütün eserlerinde dinî ve millî hassasiyetin tezahürleri görülür. Târih, S. Ayverdi için terbiyevî bir bilgi kaynağıdır.

Devamını oku...
 

Kalemiyle nesilleri emziren kadın!

E-posta Yazdır PDF

Sâmiha Anne sıra dışı bir kadındır.

Sâmiha Ayverdi için ünlü destan şairi Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu bu ifadeleri kullanıyor! Kadının acziyetini, ezilmişliğini, yokluğunu ve yoksunluğunu dile getirenler bu topraklarda bunların zıddı bir hayat sürmüş, engin kültür ve birikimleriyle var olmuş şahs-ı abide kadınları hiç zikretmezler nedense!

Sâmiha Ayverdi’yi hiç hatırlamazlar mesela…

Bir Osmanlı ve İstanbul yazarı olan bu nadide kadını çok az kadın bilir, çok azı onu okumuş, onun fikirleriyle beslenmiştir. Edebiyat ve kültür çevrelerinde her yaşta ve makamda insanın kendisine “Sâmiha Anne” dediği bu nazif kadın, bilgisiyle, görgüsüyle, hayatıyla nev-i şahsına münhasır bir güzellikle kalplerin en derine nüfuz etmiş olan çok önemli bir kadındır.

Türkiye’de birçok ilk onun öncülüğünde gerçekleşmiştir. Mevlana ve Yunus Emre’nin kitlelere ulaşmasında onun katkıları büyüktür. Konya’da her yıl düzenlenen “Şeb-i Aruz” 1954 yılında ilk kez onun öncülüğünde gerçekleştirilmiştir. Onun eserlerinde ve yaşayışında Mevlana’nın ve eserlerinin büyük tesiri vardır nitekim 1940’lı yıllarda kendisiyle yapılan bir söyleşide “bu aralar neler okuyorsunuz” sorusuna cevaben yine Mevlana, Divan-ı Kebir ve her şey diyerek Mevlana sevgisini ve bağlılığını dile getirir. Kırk civarındaki kitaplarının sekizi tasavvuf üzerinedir.

Devamını oku...
 
E-posta Yazdır PDF

Sâmiha Anne her mektuba cevap verirmiş

Sâmiha Anne her mektuba cevap verirmiş
Samiha Ayverdi ve Aysel Yüksel

Allah için şehrin bir ucundan bir ucuna giden ve binlerce mektuba tek tek cevap veren bir güzel insanı tanımak ister misiniz?

Samiha Ayverdi - Yaşayan Ölü

Dört beş yıl önceydi, Kubbealtı Kitabevi’nden Sâmiha Ayverdi Hanımefendi’nin birkaç tane kitabını almıştım. Bu kitaplardan bir tanesi, Yaşayan Ölü adlı romanıydı. O yılarda yaptığım ve yirmi dört saat süren İstanbul-Şırnak yolculuklarımdan birisinde okumuştum bu kitabı... Kitabın üslubundaki o güzellik hemen kendisini fark ettirmişti. Ki bu üslup sayesinde neredeyse hiç ara vermeden okumuştum bu eseri… Eserin beni içine çektiği ruh hali ise kelimelerle anlatılamaz.

Yaşayan Ölü nefis bir kitap

Bir romandı ama içerisinde ahlakî ve dinî öğütlere de yer veriliyordu. Okuduğunuzda ilahi bir aşk atmosferinde yazıldığını anlayabiliyor, yazarının ne kadar olgun bir insan olduğunu sezebiliyordunuz. Öyle ki konusu itibari ile, yüzyılımızın hastalığı bencilliğe karşı etkili bir mesaj içeriyordu. Nefsinin bencilliğini yenmemiş bir kimse bu ayarda cümleler sarf edemezdi.

Kitap, konu ve üslup bakımından kelimenin tam anlamıyla mükemmeldi. Ama özellikle kelimelerin dizilişi bakımından da bu eser hayranlık uyandırıcıydı. Acaba kelimeleri inci gibi dizmek hususunda eskiler daha mı başarılıydı? İşte bu sırlı kelimeler vasıtasıyla oldu bu güzel şahsiyeti tanımamız ve de sevmemiz… Allah makamını cennet etsin.

Talebesi Aysel Yüksel, Zeytinburnu’nda Sâmiha Hanım’ı anlattı

Aysel Yüksel ve Mehmet Nuri YardımESKADER başkanı araştırmacı yazar Mehmet Nuri Yardım Bey aynı zamanda bu güzel insanın, Sâmiha Ayverdi’nin öncülüğü ile kurulan Kubbealtı Vakfı’nın da yetkililerinden… Sağ olsun kendisi her karşılaşmamızda bizi yazmak hususunda teşvik eder ve şevklendirir. Yine bir karşılaşmamızda bizi yazmaya teşvik etmiş, ardından da Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’ndeki “Zeytinburnu’nun Ebedi Sakinleri” adlı toplantıya davet etmişti.

Allah nasip etti, geçtiğimiz Cuma günü Zeytinburnu’ndaki bu güzel programa katıldık. Mehmet Nuri Bey’in yönettiği toplantının konusu Sâmiha Ayverdi Hanımefendiydi. Konuğu ise onun talebesi ve hususi kâtibesi Aysel Yüksel Hanımefendi’ydi. Kıymetli büyüklerimiz hoş bir söyleşi gerçekleştirdiler. Öyle ki bu söyleşide Sâmiha Ayverdi Hanımefendi’nin binlerce mektuba cevap verdiğini, Allah için zor şartlarda şehrin bir ucundan bir ucuna gittiğini öğrenince ona olan sevgimiz daha da arttı. Bu vesile ile bir de ruhuna Fatiha göndermiş olduk.

Gazetelerde edebiyat birinci sayfadaydı

ASamiha Ayverdiysel Yüksel Hanımefendi, Sâmiha Ayverdi Hanımefendi ile 1957 senesinde hocası Nihat Sami Banarlı Bey vesilesiyle tanıştığını ve daha sonra da kendisiyle hoca–talebe münasebetine girdiğini söyleyerek başladığı konuşmasında birçok güzel hatıraya yer verdi.

Nihat Sami Bey’in Sâmiha Hanım’la tanıştıktan sonra bazı huylarının yumuşadığını, daha hoşgörülü olduğunu bir öğrencisinin yazdığı mektupta okuduğunu söyleyen Aysel Hanım, bu dönemden sonra Nihat Sami Bey’in bambaşka bir öğretmen olduğunu bu mektuptan öğrendiklerini ifade etti.

Bu konuda Mehmet Nuri Yardım Bey ise şöyle bir katkıda bulundu: “1950’li yıllarda gazetelerimiz edebiyatçılara yer veriyorlardı. Nihat Sami Banarlı ikinci sayfada makalelerini yayınlamıştır. O yıllarda Yahya Kemal’in şiirleri de birinci sayfadan yayınlanıyor. Düşünebiliyor musunuz, Hürriyet Gazetesi’nin birinci sayfasında şiirler yayınlanıyor. Tabii bugün gazetelerin edebiyata ilgileri o kadar değil. Nihat Sami Bey daha önceleri yazılarında daha sert ve asabi imiş ancak Yahya Kemal’le ve Sâmiha Hanım’la tanıştıktan sonra o yüce gönle erişmiş...”

Aysel Hanım, Sâmiha Hanım’ın 1938’de yazı hayatına başladığını 1993’te vefatına kadar 43 tane eser neşrettiğini; ancak toplamaya çalıştıkları araştırma yazılarını da hesaba kattıkları zaman herhalde beş-altı cilt kitabın daha buna eklenmiş olacağını söyledi. Mehmet Nuri Bey ise bu eserlerin tamamının özenle hazırlanmış eserler olduğunu ve edebiyatımızdaki en çok eser veren kadın yazarın Sâmiha Hanımefendi olduğunu ilave etti.

Devamını oku...
   


Sayfa 6 - 7