SâMİHA AYVERDİ

Mütefekkir - Yazar

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

O da Bana Kalsın

E-posta Yazdır PDF

Zaman Gazetesi

Samiha Ayverdi ile yapılan mülakatların ve anketlerin derlendiği ‘O da Bana Kalsın’, Kubbealtı Yayınları’ndan çıktı.

Yayınlanmış olan röportajlarda; Ayverdi’nin fikriyatı, sanat anlayışı ve devrinin meselelerine olan yaklaşımının izlerini sürüyoruz. Kitapta yer bulan anketler ve röportajlar sayesinde, 44 esere imza atmış olan yazarın düşünce dünyasına hızlı bir yolculuk yapıyoruz.  

Son Osmanlı hanımefendilerinden olan Ayverdi, nev’i şahsına münhasır karakteriyle bir kadın muhalif. Devrinin yetiştirdiği birçok aydının durduğu noktanın uzağındaydı. Döneminin içtimai ve yönetim politikalarını cesurane bir şekilde her eserinde eleştirdi. Cumhuriyet reformlarının en az tenkit edilme lüksünün olduğu yıllarda kaleminin sivriliğinden hiç taviz vermeden, latif üslubuyla kitaplarını şekillendirdi.  Batıcılığın esas alındığı ve tamamıyla bu yönde politikaların uygulandığı yılların aydını olmasına rağmen, Türkiye için medeniyet tekamülünün şarkla ilişkili olduğunu savundu her fırsatta. Bunun ispatı için de Batı ile Doğu medeniyetlerini karşılaştırarak kendi medeniyetimizin köklerinden ayrılmamamız gerektiğinin nedenlerine vurgu yaptı. Musikiden mimariye, görsel sanatlardan teolojik karşılaştırmalara kadar bu iki medeniyeti mukayeseli bir şekilde ele aldı.

‘Şarktan vazgeçemem’

Samiha Ayverdi ne Yahya Kemal gibi eve sonradan dönenlerden oldu, ne de Tevfik Fikret gibi evine hiç uğramayanlardan. Devrindeki birçok aydının hayal kırıklıklarıyla farklı mecralarda fikri ıstıraplarını dindirmeye çalıştıkları bir dönemde şark medeniyetinin hudutlarından ayrılmadı. 1949’da Feridun Kandemir’e verdiği röportajda yaptığı okumaları dile getirirken medeniyet algısındaki kararlılığı görüyoruz: “Yine Mesnevi… Ve Divan-ı Kebir… Ve her şey… Mümkün olduğu kadar dünya edebiyat ve fikir cereyanlarını takip ederim. Amma şarktan vazgeçemem Muhyiddin-i Arabi, Sadi, Hafız Şirazi…”

Verdiği röportajlarda dikkat çeken bir başka husus ise muharrirlerin Ayverdi’yi tasvir ediş şekilleri. Rufai tarikatına intisap etmiş olan yazarın yüksek tevazu sahibi bir hanımefendi oluşu hemen her röportajda not edilmiş ayrıntılardan. Kendisiyle röportaj yapan her kişiye katiyetle övülmemesi gerektiğini ifade eden Ayverdi, eserleriyle ilgili sorular sorulduğunda dahi bahsi kısa keserek sancısını çektiği konulara yöneliyor. Bugünkü pek çok yazarın aksine gözlerden uzak olmayı ve sadece fikirleriyle, sanatıyla insanlara ulaşmayı gaye edinmiş olan hakiki bir mütefekkir portresi çiziyor: “Birisi yanımda yazılarımı beğendiğini söylediği zaman, büyük bir günah işlemiş kadar mahcup olurum. Çünkü, bence hayatta gaye, ne muharrirlik ne sanatkarlık, ne âlimlik, ne de kâşifliktir. En büyük hüner, iyi insan olabilmektir. O büyük varlık da sanırım ki bizden bunu istiyor!”  

DEVAMINI OKU...