SâMİHA AYVERDİ

Mütefekkir - Yazar

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Eserleriyle İlgili Yazılanlar

Samiha Ayverdi’nin Eserlerinde Yaşayan İstanbul

E-posta Yazdır PDF

Samiha Ayverdi’nin Eserlerinde Yaşayan İstanbul

Selami Alan

Özet

İstanbul, Türk topraklarına dâhil olduğu 1453 yılından beri, coğrafi güzelliği, tarihi birikimi ve zengin mimarisiyle her dönemde birçok sanatçıyı etkilemiş ve birçok esere konu olmuştur. Uzun yıllar Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapan, bir ilim ve kültür merkezi olarak kendini kabul ettiren bu güzel şehir; her eseriyle idealize ettiği Osmanlı Medeniyetini anlatma, övme gayretinde olan Ayverdi için haklılığını belgeleyen somut bir kanıt olmuştur. Bu nedenden ötürü, Yazar’ın her eserinde İstanbul’u görmek mümkündür. Yaptığımız bu çalışmada, hem Samiha Ayverdi’nin eserlerine yansıması verilerek İstanbul’un edebiyatçılarımız üzerindeki etkisine bir örnek hem de her semtiyle bir medeniyetin farklı bir yönünü yaşatan bir şehir sunulacaktır.

Tam Metin: Full Text (English)  Tam Metin

İletişim Adresi: Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 14280 Gölköy-BOLU

Tel: 0 374 253 49 65 Faks: 0 374 253 49 71

E-posta: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

http://www.sbedergi.ibu.edu.tr/index.php/sbedergi/article/view/48

 

Hatıra Kitaplarıyla Samiha Ayverdi...

E-posta Yazdır PDF

Samiha Ayverdi (1905-1993) Osmanlı İmparatorluğu’nun sonu ile Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuş ve gelişme dönemlerinde yaşadı. Kırktan fazla kitap yazdı. Türkçeyi son derece renkli ve etkili şekilde kullanır. Geçmişi ve yaşadığı zamanı başarılı bir şekilde anlatan bir edebiyat ve kültür insanıdır. 

Ayverdi romandan hatırata, bilimsel araştırmadan şehir tarihine, mensur şiirden monografiye kadar pek çok türde eser vermiş verimli bir yazardır. Fakat yeterince tanınmış değildir. Şu günlerde hakkında iki değerli kitap çıktı. 1. Zekeriya Başkal’ın eseri: Hatıraları Hayallerinden Güzel Bir Hanımefendi: Samiha Ayverdi (Taşhan Kitap Yayınları, Tokat 2013) 2. Emine Gözde Özgürel’in Samiha Ayverdi’nin Romancılığı (Akçağ, Ankara, 2012)

İlk kitaptan alıntılarla bu kadın yazarımızı biraz tanıtmak istiyorum. Zekeriya Başkal amacının Ayverdi’nin hatıra türüne girebilecek eserlerini kuramsal bir çerçevede tahlil etmek olduğunu söyler. Kubbealtı neşriyatı arasında çıkan bu on altı eserin isimleri şöyledir:

İstanbul Geceleri, İbrahim Efendi Konağı, Boğaziçi’nde Tarih, Bir Dünyadan Bir Dünyaya, Abide Şahsiyetler, Hatıralarla Baş başa, Yeryüzünde Birkaç Adım, Rahmet Kapısı, Ne İdik Ne Olduk, Bağ Bozumu, Hey Gidi Günler Hey, Küplüce’deki Köşk, Ah Tuna Vah Tuna, İki Aşina, Ezeli Dostlar.

Samiha Ayverdi için “Vakıf Sultan”, “Abide Şahsiyet”, “Geleneği Geleceğe Taşıyan Kadın”, ya da “Samiha Anne” gibi ifadeler kullanılır. Onun için kullanılan sıfatlardan biri de “milli hafıza”dır. Başkal’a göre Samiha Ayverdi’de hatıra anlatmak geçmişle değil gelecekle ilgilidir. O geçmişi olduğu gibi hatırlayıp, bilgileri rastgele bir yığın olarak sunmaz. Bunları günün ve geleceğin ilgisi ve ihtiyaçları bağlamında ortaya koyar.

Devamını oku...
 

O da Bana Kalsın

E-posta Yazdır PDF

Zaman Gazetesi

Samiha Ayverdi ile yapılan mülakatların ve anketlerin derlendiği ‘O da Bana Kalsın’, Kubbealtı Yayınları’ndan çıktı.

Yayınlanmış olan röportajlarda; Ayverdi’nin fikriyatı, sanat anlayışı ve devrinin meselelerine olan yaklaşımının izlerini sürüyoruz. Kitapta yer bulan anketler ve röportajlar sayesinde, 44 esere imza atmış olan yazarın düşünce dünyasına hızlı bir yolculuk yapıyoruz.  

Son Osmanlı hanımefendilerinden olan Ayverdi, nev’i şahsına münhasır karakteriyle bir kadın muhalif. Devrinin yetiştirdiği birçok aydının durduğu noktanın uzağındaydı. Döneminin içtimai ve yönetim politikalarını cesurane bir şekilde her eserinde eleştirdi. Cumhuriyet reformlarının en az tenkit edilme lüksünün olduğu yıllarda kaleminin sivriliğinden hiç taviz vermeden, latif üslubuyla kitaplarını şekillendirdi.  Batıcılığın esas alındığı ve tamamıyla bu yönde politikaların uygulandığı yılların aydını olmasına rağmen, Türkiye için medeniyet tekamülünün şarkla ilişkili olduğunu savundu her fırsatta. Bunun ispatı için de Batı ile Doğu medeniyetlerini karşılaştırarak kendi medeniyetimizin köklerinden ayrılmamamız gerektiğinin nedenlerine vurgu yaptı. Musikiden mimariye, görsel sanatlardan teolojik karşılaştırmalara kadar bu iki medeniyeti mukayeseli bir şekilde ele aldı.

‘Şarktan vazgeçemem’

Samiha Ayverdi ne Yahya Kemal gibi eve sonradan dönenlerden oldu, ne de Tevfik Fikret gibi evine hiç uğramayanlardan. Devrindeki birçok aydının hayal kırıklıklarıyla farklı mecralarda fikri ıstıraplarını dindirmeye çalıştıkları bir dönemde şark medeniyetinin hudutlarından ayrılmadı. 1949’da Feridun Kandemir’e verdiği röportajda yaptığı okumaları dile getirirken medeniyet algısındaki kararlılığı görüyoruz: “Yine Mesnevi… Ve Divan-ı Kebir… Ve her şey… Mümkün olduğu kadar dünya edebiyat ve fikir cereyanlarını takip ederim. Amma şarktan vazgeçemem Muhyiddin-i Arabi, Sadi, Hafız Şirazi…”

Verdiği röportajlarda dikkat çeken bir başka husus ise muharrirlerin Ayverdi’yi tasvir ediş şekilleri. Rufai tarikatına intisap etmiş olan yazarın yüksek tevazu sahibi bir hanımefendi oluşu hemen her röportajda not edilmiş ayrıntılardan. Kendisiyle röportaj yapan her kişiye katiyetle övülmemesi gerektiğini ifade eden Ayverdi, eserleriyle ilgili sorular sorulduğunda dahi bahsi kısa keserek sancısını çektiği konulara yöneliyor. Bugünkü pek çok yazarın aksine gözlerden uzak olmayı ve sadece fikirleriyle, sanatıyla insanlara ulaşmayı gaye edinmiş olan hakiki bir mütefekkir portresi çiziyor: “Birisi yanımda yazılarımı beğendiğini söylediği zaman, büyük bir günah işlemiş kadar mahcup olurum. Çünkü, bence hayatta gaye, ne muharrirlik ne sanatkarlık, ne âlimlik, ne de kâşifliktir. En büyük hüner, iyi insan olabilmektir. O büyük varlık da sanırım ki bizden bunu istiyor!”  

DEVAMINI OKU...

 

Samiha Ayverdi Romanlarındaki Tasavvûfî Karakterler

E-posta Yazdır PDF

Arzu PALA

Samiha Ayverdi'nin, hayatı tasavvuf anlayışı içerisinde ele almasının yansımaları, kendisinin eserlerinde ve bilhassa romanlarında görülmektedir. Yazar, sanatkarı insanlara hakikati anlatmada bir vazifeli olarak görmüştür. Zaten kendisi için yaşadığı bir hayatı olmamıştır.

19. yy'da başlayan ve 20.yy'da hızla devam eden siyasî ve içtimâî şartlardaki değişimler ve Batı dünyasıyla her anlamda gerçekleşen yakınlaşmalar Türk Edebiyatını ziyâdesiyle etkilemiştir. Özellikle Tanzimat Fermanı, Türk Edebiyatı üzerinde oldukça önemli tesirler bırakan ve bir anlamda dönüm noktası olan önemli vakalardan birisidir. Tanzimat dönemiyle beraber Türk Edebiyatı çerçevesinde ortaya konan eserlerin hem konuları hem de türleri değişmeye başlamıştır. Roman denilen tür, Türk Edebiyatına girmiş ve çok kısa bir zamanda bu türde pek çok eser verilmiştir.

Tanzimat döneminde pek çok aydının 'Batı'ya ait her şeyi kutsal kabul etmesinin neticesinde roman, sadece bir tür değil; kültürel etkileşim ve değişim aracı hâline gelmiştir. Hatta kimi düşünürler tarafından Batı'nın bizi kendi değerlerimizden ve kültürümüzden koparmaya çalıştığı düşünülmektedir. Samiha Ayverdi de bu şekilde düşünen kişilerden biridir. Zira yazarımıza göre, "Tanzimat inkılâbı bünyenin zorlamasıyla değil, siyasî bir zarûret ile Avrupa taklitçiliğine gönül vermiş kişilerin tezgâhından çıkmıştır. Ne yazık ki bunlar fikri bakımdan yetersizdiler. Sosyolojik gerçekleri ihmâl ettiler. Yapılacak ıslahatın devlet ve toplum yapısına ne kadar uygun olduğunu düşünmediler."1

Tanzimat döneminde yenilik düşüncesinin algılanmasıyla beraber içtimâî meseleler tartışılır olmuştur. Tabii döneme damgasını vuran tartışma ve anlayışların edebiyata yansımaması mümkün değildir. İlk dönem romanlarında ferdin içtimâî yönüne dikkat çekilmiştir. Yazarlar, ferdin bu yönünü ortaya koymaktan ve bu türlü meselelerle alâkalı eserler meydana getirmekten, ferdin iç dünyasını ihmâl etmişlerdir. Bu dönemde kaleme alınan eserler, genellikle ferdin iç dünyasından ziyâde topluma âit meseleleri merkeze almışlardır.

Devamını oku...